Kırıntılar -3-


26 Şubat-4 Mart 2009

THY’nin
İstanbul-Amsterdam seferini yapan uçağı Hollanda’da düştü: 9 ölü.

THY yetkilileri halkı yine yanıltmayı başardılar.
Hiç ölü olmadığını söyleyerek insanları yanlış bir umuda sevk edenler
neye dayanarak kesin ifadelerle açıklama yapabiliyor.

**

Oktay Akbal’dan ödünç bir cümle:
“’Sen öldürmeyi iyi bilirsin’ diyen adamın ülkesinde az mı yazar öldürüldü!”

**

Bir ülkenin başbakanı bir grup gazeteyi işaret edip de
“Bu gazeteleri almayın!”
dediği zaman diğer gazeteler bizi de almayın tarzı bir manşetle çıkıp
başbakanı eleştiremiyorsa,
o ülkede demokrasiden söz edemeyiz.

**

Hâlâ telefonlar dinleniyor ve medyaya servis ediliyor.
Bu nasıl bir hukuk anlayışıdır.
Bugüne kadar onlarca telefon dinlendi ve medyaya yansıdı bu konuşmalar,
ama hâlâ bu konuda bir yasak yok.
Hukuk bazen yetersiz mi kalıyor?

**

ABD Dışişleri Bakanlığı,
yayınladığı raporda Türkiye için şu ifadeyi kullanmış:
“Basın kuruluşlarına da sahip olan şirket yöneticileri hükümeti eleştirirlerse
işlerini kaybedecekleri kaygısıyla haber yapamıyorlar.”

**

Başbakan her zaman yaptığı gibi yine esip gürlemiş,
adı Deniz Feneri davasına karışan arkadaşları için
“kavun değil ki dibini koklayasın!” demiş.
Kokuşmuşluk öyle bir boyutta ki kavun gibi dibini koklamaya gerek yok,
“sağlıklı” bir burun hemen bu iğrenç kokuyu fark eder.

**

Devletin imkânlarını kullanarak,
TOKİ’nin evlerini açmaya gittiğini söyleyip, aynı zamanda da AKP mitingi yapan başbakan,
halkın parasıyla AKP’ye oy toplamaya çalıştığı için utanıyor mu?
AKP’nin yeterince bütçesi yok mu ki devlet imkânları kullanılıyor?
Yoksa Anayasa Mahkemesince belirlenen “laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı olduğu”
için kesilen yardımın acısı bu şekilde mi çıkarılıyor?

**

Ülkeyi yönetenlerin
ve bunlara muhalefet yapanların kendini bilmez söylemleri tüm hızıyla devam ediyor.
Eskiden Baykal’ın saygıda kusur etmediğini,
söylediği sözleri çok dikkatli bir şekilde seçtiğini görüp, biraz olsun siyasilerin
“düzgün” insan olabileceğini düşünürdüm.
Ne yazık ki Deniz Baykal da Tayyip Erdoğan seviyesine inmiş.
Tayyip Erdoğan hep aynı şekilde konuşuyor. Onun konuşma adabını biliyorduk da
Deniz Baykal’a Tayyipleşmek hiç ama hiç yakışmadı.

**

Eskişehir’de askerlerin şehirdeki herkesi fişleyip,
cemaatçileri ve teröre destek verenleri belirlediği söyleniyor.
Özellikle okulların fişlenmiş olmasına tepki gösterenler var.
Bunda ne gibi bir gariplik var anlamış değilim.
En başta eğitim kurumları anayasaya bağlı olmalı ki
orda eğitim gören gencecik beyinler de anayasaya bağlı yetişsin.
Anayasayı ihlal eden kurumlar sadece fişlenmemeli derhal kapatılmalı.
Sanırım yüksek sesle bir kere daha tekrarlamak gerekiyor:
Teröre ve cemaatlere destek verenler,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına en ufak bir saygı duymayan kişilerdir.
Anayasaya bağlı olmayan kişilerin de ceza alması gerekir.

**

Rahşan Ecevit,
Haber Türk’e verdiği röportajda “Gülen’in elini ilk sıkan kadın benim!” demiş.
Fethullah Gülen’in elini ilk tutan
ve bu kadar büyümesine sebep olan da Bülent Ecevit değil miydi?

**

Cumhuriyet Gazetesi bugün bembeyaz bir ana sayfayla çıkarak,
“Biz susarsak kim konuşacak” diye basına yönelik baskıyı protesto etmiş.
Bu tür tepkileri Hürriyet ve Vatan gibi gazetelerden de bekliyorum.
Bu ülkenin buna ihtiyacı var.

**

Ayhan Aydan’ın ölümünden sonra
Adnan Menderes’in bütün aşkları konuşulmaya ve en mahrem anılar anlatılmaya başlandı.
Şimdi de kocasını kurtarmak için Adnan Menderes’le yattığını,
üstelik kocasının da diğer odada olduğunu söyleyen Suzan Sözen çıktı.
Eğer bu anlatılan gerçekse Adnan Menderes’in nasıl bir zihniyete sahip olduğu
ve ülkeye verdiği zararın altında nasıl bir bakış açısının olduğu ortaya çıkar.

**

İngiliz Fütürolog Richard Wartson,
50 yıl içinde nelerin hayatımızdan çıkacağını kaleme almış.
Faks cihazlarından cep telefonlarına, Paris Hilton’dan Google’a kadar onlarca şeyi sıralamış. Fakat dünyada savaşların ne zaman biteceği konusunda hiçbir şey söylememiş.

Sean Penn,
Oscar’ı alırken “Obama’nın başkan olduğu bir ülkede yaşadığım için çok mutluyum!”
diye açıklama yapıyordu,
fakat dünya insanlarının da mutlu olabilmesi için savaşların artık bitmesi gerekiyor.
Biri bana söylesin; ne zaman savaş kelimesini unutacağız?

**

Ergenekon davası nedeniyle tutuklananların bir kısmının kaldığı Silivri Cezaevi’ne
Zaman ve Yeni Şafak gazeteleri bedava gönderiliyormuş
ve her sabah tutukluların hepsine bu gazeteler veriliyormuş.
Diğer gazeteler ise parayla alınma imkânı varken
cezaevi yönetimi tarafından tutuklulara verilmiyormuş.
Özellikle Zaman gazetesinin
Türkiye genelinde bedava dağıtıldığı biliniyordu
ama Ergenekon tutuklularına bedava gönderileceğini hiç düşünmemiştim.

**

Emekli bir polis memuru
borçları yüzünden Başbakanlığın önünde iki tabancayla intihar etmeye teşebbüs etmiş.
Bunu gören başbakanın içinden neler geçti acaba?
“Hamdolsun, intihar girişimi beni teğet geçti!” demiş midir?

**

CHP’nin seçim otobüsüne kara çarşaflı bir kadın girmiş
ve Kemal Kılıçdaroğlu’yla konuşmak istemiş.
İzin vermemişler ve kadını uzaklaştırıp çarşafını açmak istemişler.
Gözleri dışında hiçbir yeri görünmeyen
ve ısrarlı bir şekilde otobüse binmek isteyen biri elbette dikkat çeker.
O çarşafın içinde tehlikeli bir şey var mı diye merak edilir
ve kadının en azından yüzünü görmeleri için çarşafını açması gerekir.
Bunlar yapıldığına göre ortada çok büyük bir yanlış olmasa gerek.
Ama keşke o kadının çarşafını açmaya yeltenen kişi bir kadın olsaydı,
biraz olsun etik bir davranış olurdu.

**

Üniversitelerdeki ilk Kürtçe ders Bilgi Üniversitesinde verilmeye başlanmış.

**

Sabah gazetesinin billboardlardaki reklam sloganı şöyle:
Hangi tarafımızdan vazgeçelim.
İki farklı resim var ortada. Biri kadın, biri erkek…
Bir çok kadın ve bir çok erkekten profil kesiti alınarak birleştirilip bir kişi imgesi
yaratılan fotoğraflar.
Bunların içinde türbanlısı da var, top sakallısı da, hızmalısı da…
Ve nedenini anlayamadığım şekilde Sabah’ın kendini savunmaya kalkan sloganı:
Hangi tarafımızdan vazgeçelim!
Bunlara bir tarafınızdan vazgeçin mi dediler?
Dedilerse de bunda hükümeti savunan çizgilerine eleştiri olmasın.
Peki, niçin
reklam afişlerinde hükümeti savunan çizgilerinden vazgeçmeleri yönünde bir belirti yok?
Bazen reklâmların da öncesinde denetlenmesi gerekiyor.
Hani herkesin ağzında bir demagoji kelimesi var ya
işte Sabah’ın yaptığı bu reklam tam anlamıyla demagoji örneği.
İnsanların vazgeçmelerini istedikleri tarafla
Sabah’ın vazgeçmeyeceğini söylediği taraf çok farklı…

**

Hâlâ halifelik ve padişahlık özlemiyle yaşayan insanlara tanık olmak ürkütüyor beni!

**

“Yol Üstü Lezzet Durakları” adlı programı hazırlayan Mehmet Yaşin,
Türkiye’nin her noktasını gezmiş olmanın verdiği gözlem gücüyle
Türkiye’nin nereye gittiğini söylüyor:
“Anadolu, alkolsüz bir yarımada olacak!”
Balıkesir’de bile tek içkili restoran kaldığını
ve Anadolu’nun birçok yerinde içki içmek isteyenlerin
evinden başka yer bulamadığını söylüyor Mehmet Yaşin.
Bu her geçen gün insanlar üzerinde ne tür baskıların arttığını da göstermiyor mu?

**

Nasıl bir ülkede yaşadığımızı gördükçe içim derinden sızlıyor.
“Ben yargılanmak istiyorum”
deyip dokunulmazlığının kaldırılmasını isteyen bir milletvekiline
“kardeşim, sen yargılanıp, kendini temiz çıkaramazsın”
denilerek dokunulmazlığını kaldırmayan bir meclis tarafından yönetiliyoruz.
AİHM’ye giden dava,
“adil yargılanma hakkının verilmesi” yönünde sonuçlandığı halde
hükümet buna da itiraz ediyor.
“Yazık, çok yazık!” demekten başka bir şey gelmiyor elden.

**

Bazı insanların zekâ seviyesini,
hayata bakış açısını, mizah duygularının ve yaratıcılıklarının
ne kadar gelişmemiş olduğunu gösterecek bir afiş:
Son Osmanlı padişahı 1. Recep Tayyip Erdoğan.
Bu afişi yapanların bu sezonun sonuna kadar Beşiktaş’ın Çarşı grubunu
yakından takip etmelerini öneririm. En azından biraz olsun yaratıcı olmayı öğrenirler belki!

**

Tunceli’de verilen seçim rüşvetini
ve valinin AKP’nin adamı gibi çalıştığını uzun zamandır basın yakından takip edip,
her gün bunları haber yapıyordu.
Sonunda YSK da yapılan haksızlığı ortaya çıkardı
ve valinin görevden alınmasını istedi.
Ama sadece valinin görevden alınması yetmez.
AKP’nin Tunceli’de seçime girmesi de -bu kadar şaibeden sonra- engellenmeli.
Umarım bu seçimde yapılanlar tüm Türkiye’nin kulağına küpe olur.
Sürekli ağızlarında dolaştırdıkları demokrasiyi ne hale getirdikleri görülür.

Tuna BAŞAR

Kategori:
Like

Yorum Gönder

[blogger][facebook]

Tuna BAŞAR

{facebook#https://www.facebook.com/tunabasar} {twitter#https://www.twitter.com/tunabasar35} {google-plus#https://plus.google.com/+TunaBasar} {pinterest#https://tr.pinterest.com/tunabasar35} {youtube#https://www.youtube.com/c/TunaBasar} {instagram#https://www.instagram.com/tunabasar35}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget