Ekim 2012
!f İstanbul 10 Ressam 10 Resim 2 Hafta 2016 Yılında İzlemeyi Planladığım Filmler 2016 Yılında Okumayı Planladığım Kitaplar Adalet Ağaoğlu Adam Yayınları Adana Film Festivali Adonis Afife Tiyatro Ödülleri Aforizma Ahmet Altan Ahmet Say Akbank Caz Festivali Akbank Kısa Film Festivali Akımlar Aklımda Kalanlar Alberto Giacometti Alejandro González Iñárritu Alexandre Cabanel Alfa Yayınları Alıntı Alıntıladıklarım Alıştırmalar Altın Koza Film Festivali Altın Portakal Şiir Ödülü Altyazı Anatole France Andante Dergisi Andre Malraux Ankara Müzik Festivali Ansiklopedi Antalya Film Festivali Antoloji Ara Güler Arkas Sanat Merkezi Arşiv Aspendos Opera ve Bale Festivali Ataol Behramoğlu Atilla Dorsay Attilâ İlhan Ayfer Tunç Aynı Başlık İki Farklı Şiir Aziz Nesin Bach BAFTA Bedri Rahmi Eyüboğlu Beethoven Behçet Necatigil Berlin Film Festivali Bertrand Russel Beyoğlu Sahaf Festivali Bilge Karasu Bilgi Yayınevi Bilkent Senfoni Orkestrası Birhan Keskin Borusan Müzik Evi Bosch Bugün bir... Bunları Okudunuz Mu? Burhan Uygur Bursa Kitap Fuarı Caddebostan Kültür Merkezi Cahit Sıtkı Tarancı Can Yayınları Candan Erçetin Carl Spitzweg Cemal Süreya Cemal Şan CerModern Claude Monet Çağan Irmak Çaykovski Çevrimdışı İstanbul D-Marin Klasik Müzik Festivali Dağlarca Şiir Ödülü Değinmeler Deneme Dergi Derviş Zaim Devlet Tiyatroları Diego Velázquez Dinlediklerim Diya(b)log Dostoyevski Duchamp Düşbükeyler Edebiyat Edgar Degas Edip Cansever Edirne Kitap Fuarı Édouard Manet Edward Munch Eleştiri Elias Canetti Emin Alper Enis Batur ENKA Erdal Öz Edebiyat Ödülü Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi Erzurum Eskişehir Şiir Buluşması Etkinlik Eugène Delacroix Everest Yayınları Eylül'e Mektuplar F. Scott Fitzgerald Facebook Fahrelnissa Zeid Fatih Akın Fazıl Hüsnü Dağlarca Fazıl Say Felsefe Ferit Edgü Festival Fikret Muallâ Film Filmekimi Fotoblog Franz Kafka G. Cabrera Infante Gabriel Garcia Márquez Galeri Gece Gece Edebiyat Georges Braque Gezi Giorgione Goethe Google + Goya Gustav Klimt Gülten Akın Gündem Gündemdekiler Günler Günlük Günlükler Günün Resmi Günün Şarkısı Günün Şiiri Gürsel Korat Haber Haldun Dormen Halikarnas Balıkçısı Hasan Ali Toptaş Hayat Notları Henri Matisse Hep Kitap Heykel Hilmi Yavuz Işık Ergüden Italo Calvino İçebakan İdil Biret İlhan Berk İstanbul Bienali İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası İstanbul Film Festivali İstanbul Kitap Fuarı İstanbul Kukla Festivali İstanbul Modern İstanbul Müzik Festivali İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali İstanbul Tasarım Bienali İstanbul Tiyatro Festivali İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali İş Bankası Kültür Yayınları İş Sanat İzlediklerim İzlek İzmir Avrupa Caz Festivali İzmir Festivali İzmir Folkart Gallery İzmir Kitap Fuarı İzmir Kukla Günleri İzmir Öykü Günleri İzmir Sanat James Joyce Jan van Eyck Jean Auguste Dominique Ingres Johannes Vermeer John William Waterhouse Jorge Luis Borges José Saramago Joseph Haydn Karalama Defteri Kırıntılar Kırmızı Kedi Yayınevi Kısa Metinler Kıvılcımlar Kieslowski Kim Ki-duk Kimdir? Kitap Kitap Eleştirileri kitap-lık Kitsch Klasik Müzik Konser Ku(r)şun Lezzeti Kurşun Kalem Dergisi Kuzgun Acar küçük İskender Kültür-Sanat Kürşat Başar Kütüphane Leonardo da Vinci Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi Listelediklerim Luc Besson Mahsun Kırmızıgül Malraux Man Booker Ödülü Manet Marc Chagall Marguerite Duras Marlon James Matisse Mektup Melih Cevdet Anday Memet Fuat Metin Uca Metis Yayınları Mırıldandıklarım Michel Gondry Michelangelo Milan Kundera Milliyet Sanat Mitoloji Mitoloji Yazıları Montreal Dünya Filmleri Festivali Mozart Murat Gülsoy Murathan Mungan Mutlakalar Atlası Mühür Dergisi Müze Müzik Nâzım Hikmet Necip Fazıl Kısakürek Nilüfer Belediyesi Nobel Edebiyat Ödülü Not Defteri Notos Nuri Bilge Ceylan Nuri İyem Oğuz Atay Oktay Rifat Okuduklarım Okuma Defteri Okuma Günlüğü Okuma Şenliği Onat Kutlar Opera Opus Amadeus Oda Müziği Festivali Orhan Kemal Orhan Koçak Orhan Pamuk Orhan Veli Orson Welles Oscar Ödülleri Oscar Wilde Oulipo Ödül Öğrendiklerim Ömer Kavur Önerdiklerim Öneri Öykü Özcan Alper Özdemir Asaf Özlü Söz Park Chan-Wook Paul Cézanne Paul Klee Penguen Kolu/Kanadı Pera Müzesi Picasso Plan Proje Quentin Tarantino Raffaello Refik Durbaş Reha Erdem Rembrandt Remzi Kitabevi Resim Resim Defteri Ressam Roman Rota Rusalka Sabancı Müzesi Sait Faik Abasıyanık Sait Faik Hikâye Armağanı Salâh Birsel Samuel Beckett Sanat Sanat Yazıları Sanatın Halleri Sandro Botticelli Sayıklamalar Seçki Seçtiklerim Sel Yayıncılık Selçuk Altun Selim İleri Sema Kaygusuz Sempozyum Seren Yüce Sergi Seyir Defteri Seyran Aygün Altınay Sezen Aksu Sıla Sırma Köksal Sinema Sosyal Medya Söyleşi Sözcükler Sözlük Sözünü Sakınmadan Stanley Kubrick Stefan Zweig Süreyya Operası Svetlana Aleksiyeviç Şair Şiir Şiir Düşü Şiirler Takip Tarık Dursun K. Yazar Evi Thomas Mann Tınısını Sevdiğim Sözcükler Atlası Tiyatro Tiziano Vecellio Tomris Uyar Turgut Özakman Turgut Uyar Twitter Ukde Van Gogh Varlık Dergisi Vasily Kandinsky Vehbi Koç Vakfı Venedik Film Festivali Venüs Veysel Çolak Videolar Viktor Hugo William-Adolphe Bouguereau Woody Allen Yaşar Kemal Yavuz Turgul Yazar Yazı Masası Yazılar Yekta Kopan YKY Youtube Yön Yayınları Yusuf Atılgan Yücel Müştekin Z Raporu Zeki Demirkubuz Zorlu PSM Caz Festivali


19 Ekim 2012
Cuma

İstediğim hızı da ritmi de bir türlü yakalayamıyorum; ne okurken, ne de yazarken… Bazen yoğun okuma dönemlerinde az yazıyorum, bazen yoğun bir şekilde yazıya yönelirken az okuyorum, bazen de hemen hemen hiç okuyup yazamaz duruma geliyorum, fakat nedense hiçbir zaman uzunca bir süre yoğun bir şekilde okumaya zaman ayırırken aynı yoğunlukta da yazamıyorum. Hep hayal ettiğim halde bir türlü bunu başaramıyorum. Bunun tek bir sebebi olabilir, o da hedef belirlerken yapabileceğim şekilde bir rota çizememiş olmam. Demek ki ben ya yazmaya vakit ayıracağım ya da okumaya. İkisini bir arada istediğim düzeyde yürütemediğime göre böyle bir karar almalıyım sanırım.
Zaten hayatımın her döneminde iki işi aynı anda aynı verimlilikle yapmayı hiç başaramadım. Hatta aynı anda iki işi yapmaya çalıştığım her durumda yapmaya çalıştığım iki işten de bir şey anlamadım, bir tat alamadım. Öğrenim hayatım boyunca da bunun sıkıntısını çok yaşadım. Ne zaman aldığım eğitim dışında bir ilgi alanına yönelsem eğitimim sekteye uğradı.  O nedenle zaten lise hayatım boyunca ders çalışmayı tercih ettim. Eğer o dönemde başka bir alana yönelseydim, büyük ihtimalle, tıp fakültesini kazanamazdım. Tıp eğitimi sırasında da aynı şeyi yaşadım. Tüm enerjimi edebiyata vermeye çalışırken okulumu uzattığımı üzülerek fark ettim. Demek ki benim tek bir alanda yoğunlaşmam ve çoklu beklentilerden kaçınmam gerekiyor. Yoğun okumalarla yoğun yazma dönemlerini aynı zaman dilimine sıkıştırıp ikisinden de keyif alamamaktansa bunları arka arkaya yapmayı denemekte büyük fayda var.

on9ekim’12gecesi

Tuna BAŞAR


14 Ekim 2012
Pazar

Uyumsuzluk…
İki insanın uyumsuz olması nasıl bir şeydir tam olarak? Birbirini tamamlayamamaları mı, yoksa birbirinin aynısı olmamaları mı? İki insanın birbirini tamamlaması o iki insanın farklı olmaları anlamına gelir. Farklı özelliklere sahip iki insan ancak birbirini tamamlayabilir. Farklı özelliklere sahip iki insan mıdır uyumlu olan? Birbirine çok benzeyen, aynı özelliklere sahip olan iki insan da aynılıklarının verdiği tahammülsüzlük katsayısının yüksekliği nedeniyle uyumsuzluk yaşamazlar mı? Nedir peki uyumlu iki insanın tanımı? Bence hayata aynı pencereden bakıp, görüntü karşısında birbirlerinin göremedikleri noktaya odaklanırken geniş perspektifte aynı görüntüyü görebilen ve aynı kokuyu, sesi, rengi hissedebilen insanlardır uyumlu insanlar. Yani bir noktada benzer özelliklere sahipken, bir noktada birbirini tamamlayan, dolayısıyla farklı özelliklere sahip, ama her hâlükârda aynı frekansta yaşayan insanlardır uyumlu insanlar.
Bugüne kadar kendimle uyumlu bir insan tanımamış olmam bu tanımın doğruluğunu biraz olsun açıklıyor sanırım. Bana çok benzer insanlar da tanıdım, benden çok farklı insanlar da… Ama tanıdığım onca insana rağmen bugüne kadar hiç kimse için “işte bu insan benimle uyumlu insandır!” diyemedim. Her tanıdığım insanda uyumsuz bir nokta gözüme battı. Uyumsuzluk düşüncesi gece’yle birlikte uykusuzluk durumunu da getirdi bana.

Tuna BAŞAR

on4ekim’12gecesi

2. Gün

Bazen tüm gün düşünüp, planlayıp öyle yazmaya başlıyorum. Bazen de aklımda hiçbir şey yokken, yazacak hiçbir şeyim olmadığını düşünüyorken bembeyaz kâğıdı önüme çekip kalemimin yönlendirmesiyle yazıyorum.
Yazmak belli bir düzenle, belli bir planla olmuyor çoğu zaman bende. Ama mutlaka yazacak bir şeyler geliyor beyaz kâğıdın karşısına geçince. İyi şeyler mi, kaliteli şeyler mi yazdıklarım, bilmiyorum ama beni tek ilgilendiren yazma eylemi.
Kendim için yazıyorum ben.  Kendi hayatımı kayıt altına alma isteği beni yazmaya iten. İlerde bir gün geçmişi hatırlatması için, zihnimden nelerin geçtiğini bana göstermesi için var defterlerim. O nedenle iyi yazmışım, kötü yazmışım umurumda bile değil. Yazdıklarımla hayatımı kazanmıyorum sonuçta.

Tuna BAŞAR

1. Gün

Günler birbiri ardına devrilirken zamansız, mekânsız bir günlük projesiyle günlerden geriye kalanları toplama zamanı geldi. Kaçıp gidenlerin pişmanlığını yaşarken gelecek günlerin kayıtlarını eksiksiz tutmalıyım. İlerde geriye dönüp baktığımda zamanını sadece benim bileceğim günlüklerin hayatıma büyük bir ışık tutacağının farkındayım. Okurken, izlerken, görürken ve dinlerken geçen keyifli zamanların izleri olmalı aslında geride kalan tortu. Bazen bir anın, bazen bütün bir günün, bazen bir resmin, bazen bir dizenin, bazen bir film karesinin, bazen de sadece zihnimden geçip giden bir düşünce kırıntısının izleğini beyaz kâğıda dökmeliyim. Eminim ki ilerde bir gün bu izlek beni bir bütüne ulaştıracaktır.

Tuna BAŞAR


9 Ekim 2012
Salı

Uzun zaman önce aklıma düşmüş bir projeydi Çağrışımlar. Öncesinde bu projeye hangi ismi uygun göreceğimi bilememiştim. Sadece ne yazacağımı, neyi nasıl anlatmaya çalışacağımı biliyordum. Üzerinden bayağı bir zaman geçtikten sonra ismi kendiliğinden geliverdi.
Bunca zamandır hayatımı derinden etkileyen şeyler hakkında zihnimde kalan izdüşümlerdi yazmak istediğim. Bazen bir kitaptı bu, bazen bir roman kahramanı, bazen özel bir tarihi çağrıştıran bir rakamdı, bazen de hiç tanınmayan sıradan bir kişilik… Öyle ya da böyle hayatımda etkisi kalmış bir çağrışımdı yazacaklarım. Hatta bir ara bir kısmını yazmıştım bile. Ahmet Ümit’in romancılığı ve Patasana, Tüm Ders Notları, 19, Serap Hoca gibi başlıklarla anlatmaya çalışmıştım bir kısmını. Şimdi yeniden dönüyorum bu projeye. Yeniden gözden geçireceğim daha önce yazdıklarımı ve hayatımda etkisi olan şeyleri yazmaya devam edeceğim. Çağrışımlar’a en kısa zamanda başlayacağım.

Tuna BAŞAR

9ekim’12gecesi


8 Ekim 2012
Pazartesi

Uzun zamandır edebiyata çok fazla zaman ayıramıyordum. Gerek iş yoğunluğu gerekse de hayatımdaki bazı olumsuzluklar beni edebiyattan uzaklaştırmıştı. Ama bugün bu duruma bir son vermem gerektiğini fark ettim ve birçok şeyi bir kenara itip tüm vaktimi edebiyata ayırdım. Bol bol okudum ve yazdım. Birden fazla kitabı aynı anda okuma sevdama geri döndüm. Bir yandan Enis Batur’un Yazboz’unu, bir yandan Vüs’at O. Bener’in Dost~Yaşamasız’ını, bir yandan Özdemir Asaf’ın Çiçek Senfonisi’ni ve bir yandan da Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ını okudum. Birden fazla kitabı aynı anda okumanın verdiği hazzı derinden yaşadım. Özellikle Yazboz sayesinde zihnime birçok düşünce üşüştü. Özdemir Asaf’ın kendine özgü tarzıyla yazdığı, kimi zaman kısa, kimi zaman uzun, şiirleri sayesinde kendimi bambaşka dünyalarda buldum. Kitap okumanın en keyifli yanı da bu olsa gerek; bulunduğun yerden çok faklı yerlere gidiyorsun ve çevrendeki birçok sıkıntıyı unutuyorsun.
Aynı zamanda projelerime de fazlasıyla yoğunlaştım. Yazı Masası’nı düzenledim, Rota’mı çizdim, Not Defteri’mi tuttum, Günlükler’ime çeki düzen verdim, Aklımda Kalanlar’ı temize çektim ve Gece’me kavuştum. Her gün bu ritmi yakalarsam istediğim verimlilik seviyesine en kısa zamanda ulaşacağımdan eminim.
Kısa bir süre önce mutlaka okunması gereken 200 kitabı belirlemiştim. Bu listeyi oluştururken 200 farklı yazardan 200 kitap seçmeyi uygun görmüştüm. Şimdi sıra filmlere ve resimlere geldi. Aynı şekilde 200 farklı yönetmenden 200 film seçeceğim ve sırayla her birini izleyeceğim. 200 farklı ressamdan seçeceğim 200 resim içinse resimlerin bulunduğu müzeleri de belirleyeceğim ve her bir resmi görmek için müzeleri tek tek gezeceğim. Bu nedenle önceliği Türk ressamlara vermeyi düşünüyorum. Resimlerle ilgili projem, sanırım ömür boyu tamamlamak için uğraşacağım bir proje olacak. Dünyanın birçok farklı ülkesindeki müzeleri gezmek öyle kısa zamanda başarılabilecek bir şey değil. Ama bu üç projeyi de bitirdiğimde tam anlamıyla bir sanat adamı olacağımı düşünüyorum. Sonraki projem ise 200 farklı müzisyenden 200 önemli besteyi belirlemek olacak. En kısa zamanda bu listeleri blog sayfamda paylaşacağım.
Gece’nin sonunu da kitaplarla geçirmekte fayda var.

Tuna BAŞAR

8ekim’12 gecesi


planladıklarım

1. Çizilemeyen Portreler başlıklı projemi Enis Batur’la başlatmalıyım. En kısa zamanda Enis Batur üzerine bir portre denemesi yazmaya çalışmalıyım ama önce Enis Batur’un Kurşunkalem Portreler kitabına geri dönmeliyim.
2. Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikayesi serisinin son kitabı olan Çıplak Deniz Çıplak Ada’yı bir an önce okumalıyım. Sonra da Bir Ada Hikayesi için Okuma Defteri’me bir yazı yazmalıyım.
3. Sinema tarihinin en önemli 200 filmini belirlemeliyim ve en kısa zamanda bu filmleri birer birer izlemeliyim. Seyir Defteri’me bu filmler hakkında notlar düşmeliyim.
4. Mutlaka görülmesi gereken 200 resmi belirlemeliyim. Türk ve dünya resminin seçkin örneklerini seçip her bir resmi çıplak gözle görmeliyim.
5. Fazıl Say’ın Uçak Notları ve Ahmet Say’ın Müzik Ansiklopedisi adlı kitaplarını bir an önce edinmeliyim.

Tuna BAŞAR

Evvelotel - Ayfer Tunç


Uzun zamandır okumayı istediğim kitapların en başında geliyordu Evvelotel. Yaşayan öykücüler içinde en önemlilerinden biridir Ayfer Tunç benim için. Daha önce Aziz Bey Hadisesi, Taş-Kâğıt-Makas ve Mağara Arkadaşları isimli öykü kitaplarında kullandığı dil, öyküleme tekniği ve yer yer başvurduğu deneysellik beni çok etkilemişti. İlk kitabı olan Saklı’yı bulup okuyamamıştım, fakat Evvelotel bu ilk kitaptaki öykülerden yola çıkarak yazılmış 9 adet öyküden oluşuyor ve kitabın ikinci bölümünü Saklı oluşturuyor.
Yine deneysel bir çalışma ortaya koymuş Ayfer Tunç. Daha önce Kapak Kızı adlı romanını yeniden yazmayı denemişti. Hatta Yeşil Peri Gecesi’ni yine bu Kapak Kızı’ndan yola çıkarak kurgulamıştı. Taş-Kâğıt-Makas adlı kitabının en önemli öyküsü olan Suzan Defter de Evvelotel’deki öykülere benzer şekilde yazılmıştı. Hatta şimdi Suzan Defter, Taş-Kâğıt-Makas’tan bağımsız olarak kitap halinde yayınlandı.
Kitabı elime alınca önce Evvelotel başlıklı birinci bölümdeki öyküyü okumayı, sonra da Saklı adlı ikinci bölümdeki öyküyü okumayı tercih ettim. Yani önce yeni yazılmış olanı, sonra da eski öyküyü okudum. Bu sayede yıllar sonra yazılan öykünün etkisiyle yıllar önceye dönmeye çalıştım. Bu kurgu tarzını Zeki Demirkubuz da sinemada denemişti. Önce Masumiyet’i çekmiş, yıllar sonra da bu filmin öyküsünü oluşturan geçmişi Kader adıyla çekmişti. Ayfer Tunç da eskiden yazdığı öykülerin belli bölümlerini cımbızla seçerek yepyeni öyküler yaratmış. Bunu yaparken de öykünün eski haline olabildiğince sadık kalmaya çalışmış. Ancak bu öykülerin Saklı’nın devamı olmadığını da belirtme ihtiyacı hissetmiş. Yazılan öykülerin yayınlandıktan sonra yazarın zihninde hâlâ kurgulanmaya devam ettiğinin bir göstergesi olarak Evvelotel ortaya konulmuş.
Ayfer Tunç öykücülüğünü yakından tanımak, ilk yazdıklarıyla günümüzde yazdıkları arasındaki farkı görebilmek ve büyük bir öykücünün kaleminin gücünü hissedebilmek için okunması gereken bir kitap Evvelotel.

Tuna BAŞAR

Tuna BAŞAR

{facebook#https://www.facebook.com/tunabasar} {twitter#https://www.twitter.com/tunabasar35} {google-plus#https://plus.google.com/+TunaBasar} {pinterest#https://tr.pinterest.com/tunabasar35} {youtube#https://www.youtube.com/c/TunaBasar} {instagram#https://www.instagram.com/tunabasar35}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget