Kasım 2016
!f İstanbul 10 Ressam 10 Resim 2 Hafta 2016 Yılında İzlemeyi Planladığım Filmler 2016 Yılında Okumayı Planladığım Kitaplar Adalet Ağaoğlu Adam Yayınları Adana Film Festivali Adonis Afife Tiyatro Ödülleri Aforizma Ahmet Altan Ahmet Say Akbank Caz Festivali Akbank Kısa Film Festivali Akımlar Akira Kurosawa Aklımda Kalanlar Alberto Giacometti Alejandro González Iñárritu Alexandre Cabanel Alfa Yayınları Alıntı Alıntıladıklarım Alıştırmalar Ali Püsküllüoğlu Altın Koza Film Festivali Altın Portakal Şiir Ödülü Altyazı Anatole France Andante Dergisi André Gide Andre Malraux Ankara Müzik Festivali Ansiklopedi Antalya Film Festivali Antoloji Ara Güler Arka Kapak Arkas Sanat Merkezi Arşiv Aspendos Opera ve Bale Festivali Ataol Behramoğlu Atilla Dorsay Attilâ İlhan Ayfer Tunç Aynı Başlık İki Farklı Şiir Aziz Nesin Bach BAFTA Bavul Dergisi Bedri Rahmi Eyüboğlu Beethoven Behçet Necatigil Berlin Film Festivali Bertrand Russel Beyoğlu Sahaf Festivali Bilge Karasu Bilgi Yayınevi Bilkent Senfoni Orkestrası Birhan Keskin Black Mirror Blog Atlası Blogların Gündeminde Neler Var Bodrum Müzik Festivali Borusan Müzik Evi Bosch Bugün bir... Bunları Okudunuz Mu Burhan Uygur Bursa Kitap Fuarı Caddebostan Kültür Merkezi Cahit Sıtkı Tarancı Can Yayınları Can Yücel Candan Erçetin Carl Spitzweg Cemal Süreya Cemal Şan CerModern Chopin Claude Monet Çağan Irmak Çaykovski Çevrimdışı İstanbul D-Marin Klasik Müzik Festivali Dağlarca Şiir Ödülü Değinmeler Deneme Dergi Derviş Zaim Devlet Tiyatroları Diego Velázquez Dinlediklerim Diya(b)log Dostoyevski Duchamp Düşbükeyler Echo Klassik Ödülleri Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi Edebiyat Edgar Degas Edip Cansever Edirne Kitap Fuarı Édouard Manet Edward Munch Eleştiri Elias Canetti Emin Alper Enis Batur ENKA Erdal Öz Edebiyat Ödülü Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi Erzurum Eskişehir Şiir Buluşması Etkinlik Eugène Delacroix Everest Yayınları Eylül'e Mektuplar F. Scott Fitzgerald Facebook Fahrelnissa Zeid Fatih Akın Fazıl Hüsnü Dağlarca Fazıl Say Felsefe Ferit Edgü Fernando Pessoa Festival Fikret Muallâ Film Filmekimi Fotoblog Franz Kafka G. Cabrera Infante Gabriel Garcia Márquez Galeri Gece Gece Edebiyat Gece Edebiyat'ta Neler Var Georges Braque Gezi Giorgione Goethe Google + Goya Gustav Klimt Gülten Akın Gümüşlük Klasik Müzik Festivali Gündem Gündemdekiler Günler Günlük Günlükler Günün Resmi Günün Şarkısı Günün Şiiri Gürsel Korat Haber Haldun Dormen Halikarnas Balıkçısı Hasan Ali Toptaş Hayat Notları Henri Matisse Hep Kitap Heykel Hilmi Yavuz Işık Ergüden Italo Calvino İçebakan İdil Biret İlhan Berk İstanbul ArtNews İstanbul Bienali İstanbul Caz Festivali İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası İstanbul Film Festivali İstanbul Kitap Fuarı İstanbul Kukla Festivali İstanbul Modern İstanbul Müzik Festivali İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali İstanbul Tasarım Bienali İstanbul Tiyatro Festivali İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali İş Bankası Kültür Yayınları İş Sanat İzlediklerim İzlek İzmir Avrupa Caz Festivali İzmir Festivali İzmir Folkart Gallery İzmir Kitap Fuarı İzmir Kukla Günleri İzmir Öykü Günleri İzmir Sanat James Joyce Jan van Eyck Jean Auguste Dominique Ingres Johannes Vermeer John William Waterhouse Jorge Luis Borges José Saramago Joseph Haydn Julio Cortázar Kadıköy Kitap Günleri Karalama Defteri Kemal Özer Kırıntılar Kırmızı Kedi Yayınevi Kısa Metinler Kıvılcımlar Kieslowski Kim Ki-duk Kimdir Kitap Kitap Eleştirileri kitap-lık Kitsch Klasik Müzik Konser Ku(r)şun Lezzeti Kurşun Kalem Dergisi Kuşadası Kitap ve Edebiyat Günleri Kuzgun Acar küçük İskender Kültür-Sanat Kürşat Başar Kütüphane Lampedusa Ödülü Leonardo da Vinci Leylâ Erbil Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi Listelediklerim Luc Besson Mahsun Kırmızıgül Malraux Man Booker Ödülü Manet Marc Chagall Marguerite Duras Marlon James Matisse Mektup Melih Cevdet Anday Memet Fuat Metin Uca Metis Yayınları Mırıldandıklarım Michel Gondry Michelangelo Milan Kundera Milliyet Sanat Mitoloji Mitoloji Yazıları Montreal Dünya Filmleri Festivali Mozart Murat Gülsoy Murathan Mungan Mutlakalar Atlası Mühür Dergisi Müze Müzik Nâzım Hikmet Ne Var Ne Yok Necip Fazıl Kısakürek Nilüfer Belediyesi Nobel Edebiyat Ödülü Not Defteri Notos Nuri Bilge Ceylan Nuri İyem Oğuz Atay Oktay Rifat Okuduklarım Okuma Defteri Okuma Günlüğü Okuma Şenliği Onat Kutlar Opera Opus Amadeus Oda Müziği Festivali Orhan Kemal Orhan Koçak Orhan Pamuk Orhan Veli Orson Welles Oscar Ödülleri Oscar Wilde Oulipo Ödül Öğrendiklerim Ömer Kavur Önerdiklerim Öneri Öykü Özcan Alper Özdemir Asaf Özlü Söz Park Chan-Wook Paul Cézanne Paul Klee Penguen Kolu/Kanadı Pera Müzesi Peter Paul Rubens Picasso Plan Proje Quentin Tarantino Raffaello Refik Durbaş Reha Erdem Rekin Teksoy Rembrandt Remzi Kitabevi Resim Resim Defteri Ressam Roman Rota Rusalka Sabahattin Ali Sabancı Müzesi Sait Faik Abasıyanık Sait Faik Hikâye Armağanı Salâh Birsel Samuel Beckett Sanat Sanat Yazıları Sanatın Halleri Sandro Botticelli Sayıklamalar Seçki Seçmeler Seçtiklerim Sel Yayıncılık Selçuk Altun Selim İleri Sema Kaygusuz Sempozyum Seren Yüce Sergi Sevim Burak Seyir Defteri Seyran Aygün Altınay Sezen Aksu Sıla Sırma Köksal Sinema Sosyal Medya Söyleşi Sözcükler Sözlük Sözünü Sakınmadan Stanley Kubrick Stefan Zweig Süreyya Operası Svetlana Aleksiyeviç Şair Şiir Şiir Düşü Şiirler Takip Tarık Dursun K. Yazar Evi Thomas Mann Tınısını Sevdiğim Sözcükler Atlası Tiyatro Tiziano Vecellio Tomris Uyar Tuhaf Turgut Özakman Turgut Uyar Twitter Ukde Umberto Eco Van Gogh Varlık Dergisi Vasily Kandinsky Vehbi Koç Vakfı Venedik Film Festivali Venüs Veysel Çolak Videolar Viktor Hugo Vural Sözer William-Adolphe Bouguereau Woody Allen Yaşar Kemal Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri Yavuz Turgul Yazar Yazı Masası Yazılar Yekta Kopan YKY Youtube Yön Yayınları Yusuf Atılgan Yücel Müştekin Z Raporu Zeki Demirkubuz Zorlu PSM Caz Festivali

…tüketilememesidir. Günümüz toplumlarında hızla artan tüketim isteği karşısında bunu başarmak çok zor olsa da sanatın her zaman zoru başarması gerekir.
Peki, tüketilememek nasıl bir şeydir? Elbette sanat olarak ortaya konduğu iddia edilen bir eserin birçok defa kişinin içinde tekrarlama isteği uyandırmasıdır. Edebiyat eseriyse yeniden okuma isteği… Müzik eseriyse tekrar dinleme isteği… Resimse yeniden görme isteği…
O yüzden Shakespeare’den Dostoyevski’ye, Mozart’tan Beethoven’a, Da Vinci’den Picasso’ya, Eisenstayn’dan Lynch’e, Nâzım’dan Abidin Dino’ya kadar yüzlerce sanatçının eserleri sürekli tekrarlanıyor insanların içinde.

Tuna BAŞAR



21 Kasım 2016 Pazartesi

Birkaç gündür Milan Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği adlı romanına dönmek istiyordum. Özellikle bu romanın bir bölümünde “Kitsch” üzerine yazdıklarını yeniden okumak için bir istek oluşmuştu içimde. Ama kütüphanemden bir süreliğine ayrı kaldığım için bu isteğimi baskılamak zorundaydım. Bugün kitapevine girip kendime birkaç kitap seçerken Bir Buluşma’yla karşılaşınca hemen bu kitabı alıp okumak istedim.


Milan Kundera’nın denemelerinden oluşuyor Bir Buluşma. Özellikle kitsch konusunda olduğu gibi belli konulardaki düşüncelerini romanlarının içine deneme tadında serpiştirmeyi başaran büyük bir yazarın deneme kitabı da bana çok büyük bir düşünme alanı sunuyor. Daha önce Roman Sanatı adlı kitabında bu alanı fazlasıyla hissettirmişti. Şimdi Bir Buluşma’da da bu hissiyatı oluşturuyor bende. Kitabın girişine de güzel bir not düşmüş yazar: “…düşüncelerimle anılarımı, eski (varoluşsal ve estetik) temalarımla eski aşklarımı (Rabelais, Janáček, Fellini, Malaparte) bir araya getiren bir buluşma…
Kitap Francis Bacon’ın resimleri üzerine bir yazıyla açılıyor. Romanlar, varoluşsal yoklamalar adlı ikinci bölümde Dostoyevski, Louise-Ferdinand Céline, Philip Roth ve Gabriel García Márquez gibi yazarların romanları üzerine yazdıklarını bir araya getiriyor. Bakalım kitabın geri kalan sayfaları bana neler getirecek?
Ama özellikle kitabı okurken bir düşünce zihnime yerleşti: bir büyük yazar çıkaran bir kültür dünyası içinde barındırdığı fakat dünyaya çok da fazla tanıtamadığı yazarları, sanatçıları o büyük yazarı sayesinde bir nebze de olsa dünyaya tanıtmayı başarıyor. Bir yazar bir kültürü bütün dünyaya hatırlatmaya yetiyor. Acaba Orhan Pamuk’un denemeleri de dünya üzerinde böyle bir etki yaratıyor mudur?

Bir Buluşma
Milan Kundera
(Çeviri: Roza Hakmen)
Deneme
173 syf
Can Yayınları, 2. Basım: Ekim 2010

Tuna BAŞAR 


21 Kasım 2016
Pazartesi

Yine bir taşınma, yer değiştirme sürecinin arifesinde kütüphanemi toparlayıp birkaç günlüğüne kitaplarımdan uzak kaldığım bir dönemi yaşıyorum. Nedenini tam olarak çözemediğim bir şekilde sadece iki kitap kalmış koca kütüphaneden elimde. Biri Tahsin Yücel’in öykülerinden oluşan Haney Yaşamalı, diğeri ise Enis Batur İçin Otuz Kuş Bakışı… Her iki kitabı da daha önce okumuştum ama üzerlerine detaylı yazı yazmamıştım. Kütüphaneme kavuşana kadar bu iki kitabın bana yetmesi mümkün değil. Ama bu süreçte bu iki kitabın üzerine detaylı bir şekilde eğilip yazı yazabileceğimi düşünüyorum. Yine de içimdeki durdurulamaz kitap açlığını giderebilmek için bugün kendimi bulduğum ilk kitapevine attığımı da belirtmem lazım. Milan Kundera’nın Bir Buluşma, Thomas Mann’in Değişen Kafalar, Turgut Uyar’ın Dünyanın En Güzel Arabistanı ve Tomris Uyar’ın Gecegezen Kızlar adlı kitapları ve Artam adlı dergi birkaç günlüğüne bana eşlik etmesi için seçtiklerim. En azından kütüphaneme tekrar kavuşacağım güne kadar kitap açlığımı bunlar sayesinde biraz olsun dindirebileceğimi düşünüyorum. Bu tür süreçlerin en iyi tarafı elimde bulunan az sayıdaki kitaba ve dergiye çok ender bulanan şeylermiş gibi oldukça özenli bir şekilde yaklaşmak, bu kitaplar ve dergiler üzerine çok daha doyurucu yazılar yazabilmek… Ve tabii ki bu sürecin en önemli etkisi de, şu an bile derinden hissettiğim gibi, kütüphanemin, kitaplarımın değerini bir kere daha anlamak olacak.

yirmi1kasım’16gecesi edirne

Tuna BAŞAR


Bugün bir dergi okudum… Notos’un Nisan-Mayıs 2012 tarihli 33. sayısını… Dosya konusu olarak Tomris Uyar’ın belirlendiği… Dergide yer alan Tomris Uyar için yazılmış iki şiir özellikle dikkatimi çekti. Biri Turgut Uyar’ın tomris uyar için bir şiir kurma çalışması, diğeri ide Edip Cansever’in Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir… Çok önemli iki şairin çok önemli bir öykücü için yazdığı şiirler… Bu iki şiir beni eski bir projeme götürdü: bir sanatçıya ithaf edilen şiirler antolojisi. Bir şairin bir sanatçıyı şiir yoluyla anlatmaya çalıştığı şiirleri bir araya getirme projesi… Bu projeyi gündemimden düşürmüştüm bir süre önce ama bu şiirleri okuyunca bu projeye başlamam gerektiğini düşündüm ve proje için seçtiğim ilk şiirler olarak bu iki şiiri belirledim. Projeye uygun ismi bulduğum zaman bu projeye başlama kararı aldım.
Bugün bir dergi okudum ve eski bir projem hakkında yeniden düşünmeye başladım.

Tuna BAŞAR


planladıklarım

1. Butik ve kişisel müzeler üzerine detaylı bir araştırma yapmalıyım. Bu tarz müzelerin listesini Listelediklerim’de yayınlamalıyım. Özellikle İzmir’de yer alan Mask Müzesi, Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi, Neşe ve Karikatür Müzesi ve Müziksev Çalgı Müzesi’ni gezip bu müzeler üzerine yakında başlamayı planladığım Müzeler projem için yazılar yazmalıyım.
2. Kendi kişisel ansiklopedimi oluşturmalıyım. Oulipo üzerine yazmayı planladığım yazıyı Ansiklopedi’nin ilk maddesi olarak yayınlamalıyım.
3. Şiirin hayatım üzerindeki etkileri hakkında yazdığım yazıyı iki bölüm halinde Karalama Defteri’nde yayınlamalıyım. Bu yazıya son halini verdiğimi düşündüğüm zaman yazıyı Şiir Düşü’ne veya İçebakan’a eklemeliyim.
4. Türk Edebiyatı’nın En Önemli 50 Kitabı başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazıyı Listelediklerim’de yayınlamalıyım.
5. Önemli yazarların ilk yayınladıkları kitaplardan oluşan 10 Yazar 10 İlk Kitap seçkileri oluşturmalıyım.

Tuna BAŞAR


Bugün bir kitap okudum. Selçuk Altun’un Ku(r)şun Lezzeti adlı romanı… Romanın V. bölümünde geçen “Kitsch” sözcüğü beni alıp bir başka romanın sayfalarına götürdü. Ne zaman “Kitsch” sözcüğüyle karşılaşsam Milan Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği adlı romanında bu kelime üzerine yazdıklarına giderim. Kitabı elime alıp o bölümü yeniden okumak istedim.
Bugün bir kitap okudum ve o kitap beni başka bir kitaba ulaştırdı.

Tuna BAŞAR


9 Kasım 2016 Çarşamba

Yapı Kredi Yayınları’nın Doğan Kardeş Kitaplığı’ndan çıkan Gütenberg Gökadasına Gezi adlı kitap Enis Batur tarafından yayına hazırlanmış.
Gütenberg’in matbaayı icadından sonra yazılı metinlerin daha kolay bir şekilde çoğaltılması, ciddi anlamda bir kalıcılık kazanması ve çok daha fazla insana ulaşmasına Kanadalı bilim adamı Marshall Mc Luhan tarafından “Gütenberg Gökadası” tanımı uygun görülmüş. Enis Batur da bu tanımı alarak bizi bir geziye çıkarmayı tercih etmiş.
Kitap adından da anlaşılacağı gibi yazılı metinleri daha doğru bir ifadeyle kitabı konu ediniyor. Önemli yazarların, düşünürlerin, bilim insanlarının kâğıt, kalem, kitap, kütüphane gibi konulardaki düşüncelerini bizlere toplu halde sunmaya çalışıyor.
Kitap altı bölümden oluşuyor ve her bölüm yazıya, yazma eylemine, kitaba ve kütüphanelere önem veren her okur için gayet ilgi çekici görünüyor. Bölümlerin başlıkları bile okuma iştahını kabartıcı nitelikte:
I. Bölüm: Kalem, Kâğıt, Kitap
II. Bölüm: Kütüphane
III. Bölüm: Okumak
IV. Bölüm: Yazı, Yazar, Yazmak
V. Bölüm: Nasıl Yazıyorlar(dı)?
VI. Bölüm: Neden Niçin Yazıyorlar(dı)?
Gütenberg Gökadasına Gezi, bir süredir üzerine odaklandığım yazının tarihi konusunda da bana fazlasıyla yol gösterici olacak gibi görünüyor. Bu kitapla eş zamanlı olarak Enis Batur’un Yazboz’unu da okumakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Tuna BAŞAR


Bugün bir kitap okudum. Selçuk Altun’un Ku(r)şun Lezzeti adlı romanı… Kitabın II. Bölümünün son kısmında adı geçen Derya Ereren ve Rita adlı çiftin Sıraselviler-Galata hattında çürümeye terkedilmiş soylu binaları arama çalışmalarına ben de katılmak istedim. Bu hat üzerinde dolaşıp mimari yapıları fotoğraflamak, bulabildiğim binaların tarihini detaylı bir şekilde araştırmak, bu binaları yapan mimarların kimliğini belirlemek ve buralarda hangi hayatların yaşandığını kurgulamak istedim.
Bugün bir kitabın okuduğum bir bölümü sayesinde yeniden mimari üzerine düşünmeye başladım.

Tuna BAŞAR


8 Kasım 2016
Salı

Bir süredir şiire yeterince yoğunlaşamadığım için büyük bir pişmanlık yaşıyorum. Oysa eskiden düşüncelerimi şiir yoluyla anlatmaya çalışıyordum. Şiirsel bir bütünlük taşımasa da birçok metnimde şiirsel bir tını mevcuttu. Ama şimdi daha fazla düzyazının hakimiyeti var yazdıklarımda. İstesem de eskisi gibi şiire yakınlaşamıyorum. Gerçi eskisi kadar yoğun bir şekilde şiir okuduğum da söylenemez. Şiir üzerine yazılan metinlere ve şiiri tanımlamaya çalışan sözlere de pek zaman ayıramıyorum. Sürekli bir şiir kitabı var elimde ama şiiri okumaktan öteye geçemiyorum. Şiir üzerine yeterince düşünmüyorum, önemli şiirleri detaylı bir şekilde incelemiyorum, şiirlerdeki tınıyı yakalamaya çalışmıyorum. Üstelik eskiden çok fazla şiir alıştırması yapardım. Elime kalemi kâğıdı alıp düşüncelerimi şiir yoluyla ifade etmeye çalışırdım. Ortaya şiir çıkmasa da şiir alıştırması olarak önemli metinler yaratmış olurdum.
Aslında şiire yoğunlaşmak, şiiri çok önemli bir konuma getirmek ve şiiri her an hayatıma katmak bana şiirsel bir bakış açısı da kazandırıyordu. Her şeyi şiir üzerinden değerlendirmeye başlıyordum ve her şeyi şiir olarak yansıtıyordum. Küçük ve anlamsız bir olay bile şiir olarak dile geliyordu. Hayata şiirin ritmiyle, tınısıyla bakıyordum. Bir süredir özlediğim, eksikliğini hissettiğim şey de tam olarak bu aslında.

8kasım’16gecesi edirne

Tuna BAŞAR


8 Kasım 2016 Salı

Selçuk Altun’un “Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir” ve “Bir Sen Yakınsın Uzakta Kalınca” adlı romanlarından sonra yayınladığı üçüncü romanı Ku(r)şun Lezzeti… Kıs(s)a Roman olarak lanse edilen kitap Elias Canetti’nin bir aforizmasıyla açılıyor.


Selçuk Altun bu romanında bizi Tolga adlı karakteri sayesinde bir burjuva bunalıma davet ediyor. Bir bankacı olan Tolga, üstün zekası ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz sonucunda elindeki parayı katlayarak otuz bir yaşında zengin olur. Bu paranın bir kısmıyla Tünel’de Serendipity adlı bir bar açar. Kendisine aldığı tarihi binadaki eski bir mektup sayesinde bir araştırma görevine girişir ve bir yandan da kitaplar, resimler ve müzikler eşliğinde bizi bir burjuva yaşamına sürükler. Bol bol Elias Canetti alıntılarıyla bu serüven daha da hoş bir hale gelir.
Selçuk Altun’un bu kitabını yıllar önce okumuştum ve bir süredir yeniden okumak istiyordum. Bunda da en büyük etken bir süredir zihnimi yoran Serendipity kelimesiydi. Serendipity, Farsça kökenli bir sözcüktür ve “bir güzelliği ararken diğerine ulaşmak” anlamına gelir. Bu sözcüğü Türk Edebiyatı’nda ilk defa Selçuk Altun kullanmıştır ve o da Berkeley’deki bir sahafın isminden ödünç almıştır. Selçuk Altun romanları da bir serendipity gibidir ilk defa kitaplarıyla karşılaşan okurlar için. Birçok sanat eserini biz okurlara hatırlatarak bir serendipity havası oluşturmaktadır.
Ayrıca roman bir ikizler resmigeçidi gibi… Romana dahil olan birçok karakterin ikizi var. Başta Tolga olmak üzere…

Tuna BAŞAR


Bugün bir derginin sayfalarını karıştırdım. Notos’un Edebiyatta İntihar dosya konulu Aralık 2012-Ocak 2013 tarihli 37. sayısını… Sayfaları karıştırırken karşıma çıkan Marguerite Yourcenar imzalı Mişima başlıklı kısa dosya yazısı zihnimde bir düşünceyi tetikledi. Kitaplar, filmler, resimler üzerine detaylı yazılar yazma planları yaparken asıl ıskaladığım şeyin bazı karşılaşma anlarında zihnimden geçenler olduğunu fark ettim. Genel anlamda bir bütünden ziyade bir ışık çakması gibi zihnimden geçen düşünceleri de kâğıda dökmem gerektiğini çok yoğun bir şekilde hissettim. Zaten bu düşünce ara ara zihnimi yoruyordu fakat nasıl bir başlangıç yapacağımı bilemiyordum. İşte bugün karşıma çıkan dergi sayesinde bu başlangıç fikri de ortaya çıktı: “Bugün bir…” şeklinde başlayan bir cümle yapısıyla zihnimden geçen düşünceyi yazmanın çok uygun olduğuna karar verdim. Projenin ismi de bu şekilde olacak.
Bugün bir derginin sayfalarını karıştırdım ve yepyeni bir projeye başlama kararı aldım.

Tuna BAŞAR


7 Kasım 2016
Pazartesi

Bugün okumak için kitap seçerken Enis Batur’un hazırladığı Gütenberg Gökadasına Gezi adlı kitapla karşılaştım. Kitabın sayfalarını karıştırırken “Neden Niçin Yazıyorlar(dı)?” adlı bölüm üzerine bayağı bir odaklandım. Ve bu bölüm bir süre önce değindiğim, hatta bu konu üzerinde bir yazı da kaleme aldığım “Niçin Yazıyorum?” sorusunu yeniden gündemime almama sebep oldu.
Muhtemelen her yazı erbabı için en az bir defa gündeme alınacak bir sorudur bu. Herkesin kendince verdiği cevaplar vardır ama birçok kişi hayatın anlamını yazıda, yazma eyleminde gördüğü için yazdığını söyleyecektir. Ama ben daha önce de verdiğim cevabın aynısını yinelemekte fayda görüyorum: kendi kişisel gelişimimi kayıt altına almak için yazıyorum. Yazdığım şeylerin mükemmel olmasını çok da umursamıyorum açıkçası. Çünkü kendimi bir şair veya yazar olarak görmüyorum. Kendi hoşuma giden şeyler üzerine, okumaktan zevk aldığım tarzda metinler yazıyorum. Ve bu metinleri de kişisel blog sayfamda yayınlıyorum. Elbette yazdıklarımı birilerinin okumasından mutlu oluyorum. Okuyanların da zihnine yepyeni fikirler düşürmek ve yeni okuma yollarına yönelmelerini sağlamak istiyorum. Bunu yaparken de dört dörtlük bir metin ortaya koyarak değil de kısa notlarla, birkaç cümleyi geçmeyen değinilerle, bazen bir resimle, kitap kapağıyla, bazen de günlükle, mektupla yapmayı amaçlıyorum. Bunda başarılı olmak gibi bir hedefim de yok aslında. Hiç kimse yazdıklarımı okumasa bile, hiç kimse okuma yan yollarına sapmasa bile, en başta da dediğim gibi, ben kendi kişisel gelişimimi kayıt altına almak için yazıyorum. Hiç kimse okumasa da ben dönüp geçmişte neler üzerinde konaklamışım, hangi şeyler dikkatimi çekmiş, neleri okumuşum, neleri izlemişim, aklımdan hangi düşünceler geçmiş benzeri soruları yanıtsız bırakmamak için bu yazdıklarımı yayınlıyorum. Ve bundan da büyük keyif alıyorum.

7kasım’16gecesi edirne
Tuna BAŞAR 


7 Kasım 2016 Pazartesi

Önümüzdeki bir haftalık süreçte okumak için kendime beş kitap ve iki dergi belirledim. Yıllar önce okuduğum, fakat bir süredir tekrar okumak istediğim Selçuk Altun’un Ku(r)şun Lezzeti adlı romanı ilk seçtiğim kitap… Selçuk Altun romanlarındaki burjuva yaşam tarzını ve sanata verilen büyük değeri yeniden görmek istiyorum. Eminim ki Ku(r)şun Lezzeti, bir süredir aklımda olmayan kitapları, yazarları, sanatçıları yeniden gündemime getirecektir. Ne yazarsa okuyacağım yazarların en başında gelen Selim İleri’nin iki kitabı da listemde. Everest Yayınları’nın İki Kitap Birden dizisinden cep boy olarak bastığı tek kitap aslında… Kitabın bir bölümünde Destan Gönüller romanı, diğer bölümünde ise Fotoğrafı Sana Gönderiyorum adlı öyküleri yer alıyor. Selim İleri’nin Her Gece Bodrum ve Cehennem Kraliçesi gibi romanlarındaki tadı özlediğim için Destan Gönüller’i özellikle okumak istiyordum. Umarım o tadı bulabilirim. Bunların yanında iki de Enis Batur kitabı var listede. Biri yeni şiirlerinden oluşan Yanık Divan, diğeri ise bir seçki… Gütenberg Gökadasına Gezi adını taşıyan seçkide yazı, yazı araçları, kütüphane, kitap, okumak ve yazarların yazma süreçleri üzerine metinler yer alıyor. Önemli yazarların metinleri eşliğinde bir serüvene çıkarıyor Enis Batur bizi. Bir de Sözcükler adlı derginin Kasım-Aralık 2016 tarihli 64. sayısı ve Milliyet Sanat Dergisi’nin Kasım 2016 tarihli 692. sayısı okumayı planladıklarım arasında.
Tabii ki bu bir haftalık okuma planının içine başka kitaplar, dergiler ve metinler de girecektir. Her okuma eylemi başka okuma yan yollarını da açacaktır bana ve bu süreçte planlananların dışında da okunacak şeyler ortaya çıkacaktır.

Tuna BAŞAR

planladıklarım

1. Oulipo üzerine kısa bir yazı yazmalıyım.
2. Yeni projem “Bugün bir…” üzerine Penguen Kolu/Kanadı’na bir yazı yazmalıyım ve bu projeye başlamalıyım.
3. Elias Canetti’nin aforizmalarını okumalıyım.
4. O an adlı projemde William Saroyan’ın Bitlis tabelasının önünde çektirdiği fotoğrafı yayınlamalıyım ve William Saroyan-Bitlis ilişkisi üzerine bir yazı kaleme almalıyım.
5. Türkçe’de hangi sözcükleri hangi yazarlar ilk defa kullanmıştır? Hangi sözcükler hangi yazarlar sayesinde dilimize girmiştir? Mesela Tahsin Yücel İzlek kelimesini ilk defa kullanan yazarmış. Böyle örnekleri bulup yayınlamalıyım.

Tuna BAŞAR


• Enis Batur’un yeni kitabı Nigredo, Durayazmak Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayınlandı.

• İstanbul Kültür Üniversitesi Akıngüç Oditoryumu ve Sanat Merkezi’nde Zamanın Sarkacındaki Adam ‘Burhan Uygur’ resim sergisi 2-23 Kasım 2016 tarihleri arasında sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.

• Remzi Kitabevi Yayınları, Phaidon’un ünlü dizisi “Sanatçılar, Akımlar, Yapıtlar…”ı dilimize kazandırmış. Serinin ilk iki kitabı Empresyonizm (İzlenimcilik) ve Dali

• Hasan Ali Toptaş’ın yeni romanı Kuşlar Yasına Gider, Everest Yayınları tarafından yayınlandı.

• 35. İstanbul Kitap Fuarı 12-20 Kasım 2016 tarihleri arasında kitapseverlerle buluşacak.

Tuna BAŞAR

Tuna BAŞAR

{facebook#https://www.facebook.com/tunabasar} {twitter#https://www.twitter.com/tunabasar35} {google-plus#https://plus.google.com/+TunaBasar} {pinterest#https://tr.pinterest.com/tunabasar35} {youtube#https://www.youtube.com/c/TunaBasar} {instagram#https://www.instagram.com/tunabasar35}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget