Ocak 2017
!f İstanbul 10 Ressam 10 Resim 2 Hafta 2016 Yılında İzlemeyi Planladığım Filmler 2016 Yılında Okumayı Planladığım Kitaplar Adalet Ağaoğlu Adam Yayınları Adana Film Festivali Adonis Afife Tiyatro Ödülleri Aforizma Ahmet Altan Ahmet Say Akbank Caz Festivali Akbank Kısa Film Festivali Akımlar Akira Kurosawa Aklımda Kalanlar Alberto Giacometti Alejandro González Iñárritu Alexandre Cabanel Alfa Yayınları Alıntı Alıntıladıklarım Alıştırmalar Ali Püsküllüoğlu Altın Koza Film Festivali Altın Portakal Şiir Ödülü Altyazı Anatole France Andante Dergisi André Gide Andre Malraux Ankara Müzik Festivali Ansiklopedi Antalya Film Festivali Antoloji Ara Güler Arka Kapak Arkas Sanat Merkezi Arşiv Aspendos Opera ve Bale Festivali Ataol Behramoğlu Atilla Dorsay Attilâ İlhan Ayfer Tunç Aynı Başlık İki Farklı Şiir Aziz Nesin Bach BAFTA Bavul Dergisi Bedri Rahmi Eyüboğlu Beethoven Behçet Necatigil Berlin Film Festivali Bertrand Russel Beyoğlu Sahaf Festivali Bilge Karasu Bilgi Yayınevi Bilkent Senfoni Orkestrası Birhan Keskin Black Mirror Blog Atlası Blogların Gündeminde Neler Var Bodrum Müzik Festivali Borusan Müzik Evi Bosch Bugün bir... Bunları Okudunuz Mu Burhan Uygur Bursa Kitap Fuarı Caddebostan Kültür Merkezi Cahit Sıtkı Tarancı Can Yayınları Can Yücel Candan Erçetin Carl Spitzweg Cemal Süreya Cemal Şan CerModern Chopin Claude Monet Çağan Irmak Çaykovski Çevrimdışı İstanbul D-Marin Klasik Müzik Festivali Dağlarca Şiir Ödülü Değinmeler Deneme Dergi Derviş Zaim Devlet Tiyatroları Diego Velázquez Dinlediklerim Diya(b)log Dostoyevski Duchamp Düşbükeyler Echo Klassik Ödülleri Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi Edebiyat Edgar Degas Edip Cansever Edirne Kitap Fuarı Édouard Manet Edward Munch Eleştiri Elias Canetti Emin Alper Enis Batur ENKA Erdal Öz Edebiyat Ödülü Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi Erzurum Eskişehir Şiir Buluşması Etkinlik Eugène Delacroix Everest Yayınları Eylül'e Mektuplar F. Scott Fitzgerald Facebook Fahrelnissa Zeid Fatih Akın Fazıl Hüsnü Dağlarca Fazıl Say Felsefe Ferit Edgü Fernando Pessoa Festival Fikret Muallâ Film Filmekimi Fotoblog Franz Kafka G. Cabrera Infante Gabriel Garcia Márquez Galeri Gece Gece Edebiyat Gece Edebiyat'ta Neler Var Georges Braque Gezi Giorgione Goethe Google + Goya Gustav Klimt Gülten Akın Gümüşlük Klasik Müzik Festivali Gündem Gündemdekiler Günler Günlük Günlükler Günün Resmi Günün Şarkısı Günün Şiiri Gürsel Korat Haber Haldun Dormen Halikarnas Balıkçısı Hasan Ali Toptaş Hayat Notları Henri Matisse Hep Kitap Heykel Hilmi Yavuz Işık Ergüden Italo Calvino İçebakan İdil Biret İlhan Berk İstanbul ArtNews İstanbul Bienali İstanbul Caz Festivali İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası İstanbul Film Festivali İstanbul Kitap Fuarı İstanbul Kukla Festivali İstanbul Modern İstanbul Müzik Festivali İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali İstanbul Tasarım Bienali İstanbul Tiyatro Festivali İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali İş Bankası Kültür Yayınları İş Sanat İzlediklerim İzlek İzmir Avrupa Caz Festivali İzmir Festivali İzmir Folkart Gallery İzmir Kitap Fuarı İzmir Kukla Günleri İzmir Öykü Günleri İzmir Sanat James Joyce Jan van Eyck Jean Auguste Dominique Ingres Johannes Vermeer John William Waterhouse Jorge Luis Borges José Saramago Joseph Haydn Julio Cortázar Kadıköy Kitap Günleri Karalama Defteri Kemal Özer Kırıntılar Kırmızı Kedi Yayınevi Kısa Metinler Kıvılcımlar Kieslowski Kim Ki-duk Kimdir Kitap Kitap Eleştirileri kitap-lık Kitsch Klasik Müzik Konser Ku(r)şun Lezzeti Kurşun Kalem Dergisi Kuşadası Kitap ve Edebiyat Günleri Kuzgun Acar küçük İskender Kültür Sanat Mevsimi Kültür-Sanat Kürşat Başar Kütüphane Lampedusa Ödülü Leonardo da Vinci Leylâ Erbil Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi Listelediklerim Luc Besson Mahsun Kırmızıgül Malraux Man Booker Ödülü Manet Marc Chagall Marguerite Duras Marlon James Matisse Mektup Melih Cevdet Anday Memet Fuat Metin Uca Metis Yayınları Mırıldandıklarım Michel Gondry Michelangelo Milan Kundera Milliyet Sanat Mitoloji Mitoloji Yazıları Montreal Dünya Filmleri Festivali Mozart Murat Gülsoy Murathan Mungan Mutlakalar Atlası Mühür Dergisi Müze Müzik Nâzım Hikmet Ne Var Ne Yok Necip Fazıl Kısakürek Nilüfer Belediyesi Nobel Edebiyat Ödülü Not Defteri Notos Nuri Bilge Ceylan Nuri İyem Oğuz Atay Oktay Rifat Okuduklarım Okuma Defteri Okuma Günlüğü Okuma Şenliği Onat Kutlar Opera Opus Amadeus Oda Müziği Festivali Orhan Kemal Orhan Koçak Orhan Pamuk Orhan Veli Orson Welles Oscar Ödülleri Oscar Wilde Oulipo Ödül Öğrendiklerim Ömer Kavur Önerdiklerim Öneri Öykü Özcan Alper Özdemir Asaf Özlü Söz Park Chan-Wook Paul Cézanne Paul Klee Penguen Kolu/Kanadı Pera Müzesi Peter Paul Rubens Picasso Plan Proje Quentin Tarantino Raffaello Refik Durbaş Reha Erdem Rekin Teksoy Rembrandt Remzi Kitabevi Resim Resim Defteri Ressam Roman Rota Rusalka Sabahattin Ali Sabancı Müzesi Sait Faik Abasıyanık Sait Faik Hikâye Armağanı Salâh Birsel Samuel Beckett Sanat Sanat Yazıları Sanatın Halleri Sandro Botticelli Sayıklamalar Seçki Seçmeler Seçtiklerim Sel Yayıncılık Selçuk Altun Selim İleri Sema Kaygusuz Sempozyum Seren Yüce Sergi Sevim Burak Seyir Defteri Seyran Aygün Altınay Sezen Aksu Sıla Sırma Köksal Sinema Sosyal Medya Söyleşi Sözcükler Dergisi Sözlük Sözünü Sakınmadan Stanley Kubrick Stefan Zweig Süreyya Operası Svetlana Aleksiyeviç Şair Şiir Şiir Düşü Şiirler Takip Tarık Dursun K. Yazar Evi Thomas Mann Tınısını Sevdiğim Sözcükler Atlası Tiyatro Tiziano Vecellio Tomris Uyar Tuhaf Turgut Özakman Turgut Uyar Twitter Ukde Umberto Eco Ursula K. Le Guin Van Gogh Varlık Dergisi Vasily Kandinsky Vehbi Koç Vakfı Venedik Film Festivali Venüs Veysel Çolak Videolar Viktor Hugo Vural Sözer William-Adolphe Bouguereau Woody Allen Yaşar Kemal Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri Yavuz Turgul Yazar Yazı Masası Yazılar Yekta Kopan YKY Youtube Yön Yayınları Yusuf Atılgan Yücel Müştekin Z Raporu Zeki Demirkubuz Zorlu PSM Caz Festivali





















23 Ocak 2017
Pazartesi

Artık okuma ve yazma serüvenimi bir düzene sokmam gerekiyor. Daha fazla okumaya zaman ayırmalıyım ve düzenli bir yazma ritmi oluşturmalıyım. Bir süredir planladığım okuma rotasını artık hayata geçirme zamanı geldi. Bu okuma rotasına göre her gün 20-30 sayfa roman, 2-3 öykü, 5-10 şiir, 4-5 deneme, 10 sayfa ansiklopedi/sözlük/başvuru kitabı, 10-20 sayfa dergi okumayı planlıyorum. Planladığım bu okuma rotası kendi yazma rotasını da oluşturacaktır, diye düşünüyorum. Okuduklarım ışığında her gün Okuma Günlüğü, Gece, Günlükler ve Bugün bir…’i yazmalıyım. Şiir Düşü ve Öykü Düşü projelerimi günlük hale getirmeliyim. Not Defteri’me notlar alıp, Karalama Defteri’mi zihnimden geçen düşüncelerle doldurmalıyım. Bunun yanında haftada 1-2 film izleyip Seyir Defteri’ne bu filmler üzerine yazılar yazmalıyım. Ayrıca sinema tarihi üzerine de Seyir Defteri’nde notlara yer vermeliyim. Her gün Günün Resmi’ni ve Günün Şiiri’ni belirlemeliyim. Dinlediğim müzikler üzerine Mırıldandıklarım’a, incelediğim resimler üzerine Sanat Yazıları’na yazılar yazmalıyım. Bu okuma rotası sırasında öğrendiğim yeni bilgileri de Öğrendiklerim’de kaynaklarını da belirterek yayınlamalıyım. Uzun zamandır planladığım fakat bir türlü hayata geçiremediğim Dergiler, Çağrışımlar, Sanatın Tarihi, Çizilemeyen Portreler, Şiirlerden Bestenenler, Ansiklopedi, Tınısını Sevdiğim Sözcükler Atlası ve Mutlakalar Atlası gibi projelerime de artık başlangıç yapmalıyım. Eğer okuma rotama büyük ölçüde uyabilirsem yazma rotam da kendi yolunu kolaylıkla bulacaktır.

yirmi3ocak’17gecesi

Tuna BAŞAR

…doğduğu günden itibaren hiç olmayacağı biri gibi davranılsa, bir başka kişinin fotoğrafları gösterilip o kişi olduğuna inandırılsa, aynaya bakmayı öğrendiği vakit fotoğraflarla aynadaki kişinin farklı olduğunu gördüğü halde yine de inandırıldığı şeye inanmaya, hiç olmadığı kişi olmaya devam edebilir mi? Ya da zamanla hiç olmadığı kişi olduğunu, aynadaki kişiyle fotoğraflardaki kişinin aynı kişi olduğunu mu düşünmeye, görmeye, hissetmeye başlar?

Tuna BAŞAR



23 Ocak 2017 – Pazartesi

Kısa vadede okumak için 6 kitap ve 1 dergi belirledim: Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanı, Jorge Luis Borges’in Öteki Soruşturmalar adlı denemeleri, Ayfer Tunç’un Aziz Bey Hadisesi adlı öykü kitabı, Salâh Birsel’in Papağanname adlı günlüğü, Cahit Sıtkı Tarancı’nın Otuz Beş Yaş adlı toplu şiirleri, Lermontov’un Zamanımızın Bir Kahramanı adlı romanı ve Varlık Dergisi’nin Ocak 2017 tarihli 1312. sayısı…
Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanı 2 Hafta boyunca benimle birlikte olacak. Çünkü bu roman 2 Hafta adlı projemin başlangıç romanı… Hem kitabı sindire sindire okumayı planlıyorum hem de üzerine detaylı notlar almayı. Diğer belirlediğim kitaplar ise öncelikle Okuma Günlüğü’me, sonrasında da Okuma Defteri’me konuk olduktan sonra kütüphanemdeki yerlerine geri dönecekler. Dergi ise bir haftalık sürecin sonrasında Dergiler projemin ilk yazısına konuk olmaya çalışacak.

Uzun zamandır Borges okumak istiyordum. Önceliği öykülerine verecektim ama Öteki Soruşturmalar’ın sayfalarını karıştırınca önce denemelerini okumanın benim için daha iyi olacağını düşündüm. Borges’in öykülerini bir başka zamana öteleyince de öykü kontenjanımı Ayfer Tunç’a ayırmak istedim. Yıllar önce okuduğum ve etkisinde kaldığım Aziz Bey Hadisesi şu dönemde bana yazma konusunda da büyük bir ilham verecektir. Cahit Sıtkı Tarancı, özellikle Otuz Beş Yaş şiiri sayesinde ilk tanıdığım şairlerden biriydi. Bazı şiirlerini okumuş olmama rağmen toplu şiirlerini bugüne kadar okumaya fırsatım olmamıştı. Şimdi onun tüm şiirlerini okumanın da zamanı olduğunu düşünerek Otuz Beş Yaş’ı seçtim. Salâh Birsel denemeleriyle ve günlükleriyle her zaman bana ışık olmuştur. Şimdi Papağanname adlı günlükleri de yine bana önemli bir bakış açısı kazandıracaktır.
Yıllar önce mutlaka okunması gereken kitaplar listemi oluşturmuştum. Geçen zamanın ardından bu mutlaka yapılması gerekenler listesi için Mutlakalar Atlası adını uygun gördüm. Mutlakalar Atlası’nda mutlaka okumam gereken kitapların listesini yakında yayınlayacağım. Şimdi o listeden iki önemli kitabı da okumayı planlıyorum. Bunlardan biri Dostoyevski’nin Suç ve Ceza, diğeri ise Lermontov’un Zamanımızın Bir Kahramanı adlı romanları. Bu kitaplar sayesinde Mutlaklar Atlası da kendi yolunda ilerlemeye başlayacaktır diye düşünüyorum.

Tuna BAŞAR


Bugün bir kitap okudum. Jorge Luis Borges’in İletişim Yayınları tarafından basılan Öteki Soruşturmalar adlı deneme kitabını… Kitabın ilk denemesi olan Duvar, Kitaplar’ı okurken Çin Seddi’nin yapılmasını emreden İmparator Shih Huang Ti’nin 3000 yıllık medeniyeti yok sayıp kendini her şeyin başlangıcı olarak gördüğünü, kendinden önce yazılmış kitapların tümünün yakılmasına sebep olduğunu öğrenince bir anda kendimi Enis Batur’un Kütüphane adlı kitabının sayfaları arasında buldum. Tarihteki önemli kitap kayıplarını, yakılan/yıkılan kütüphaneleri bir daha düşünmeye başladım. Daha önce üzerinde konakladığım ve büyük bir kaybetmişlik hissiyatı oluşturan bu konu yeniden beni rahatsız etmeye başladı. Yıllar önce kendini dünya kültür mirasının çok üzerinde göre acımasız insanların sebep olduğu kitap kayıpları beni şöyle bir cümle kurmaya sevk etmişti: “Bir kitap kurdu için sunulacak en güzel cennet, insanlık tarihi boyunca yazılan bütün kitapların yer aldığı dev bir kütüphanedir herhalde.” Şimdi istemsiz bir şekilde bu cümleyi tekrar ederken böyle bir kütüphanenin hayalini kurmaktan başka elimden bir şey gelmediğini görmenin üzüntüsünü de yaşıyorum.
Bugün bir kitap okudum ve bu kitapta yer alan bir deneme beni uzun zaman önce yaşanan kitap kayıplarına götürdü ve içimde bir şeylerin kopmasına sebep oldu.

Tuna BAŞAR


planladıklarım

1. 2 Hafta adlı projem için Dostoyevski’nin Suç ve Ceza adlı romanını okumalıyım ve bu roman üzerine detaylı bir eleştiri yazısı yazmalıyım. Leonardo da Vinci’nin Son Akşam Yemeği üzerine detaylı araştırma yapıp Sanat Yazıları’nda bu resmi ağırlamalıyım. Belirlediğim iki haftalık süreçte Mozart’ın bestelerini dinleyip, Mırıldandıklarım’a Mozart üzerine notlar düşmeliyim. Orson Welles’in Yurttaş Kane filmi üzerine Seyir Defteri’ne bir yazı yazmalıyım. 2 Hafta’lık süreçte ana gündem maddemi Düzyazı Şiir olarak belirledim. Şiir Düşü’ne Düzyazı Şiir üzerine notlar almalıyım. Ayrıca Dostoyevski, Leonardo da Vinci, Mozart ve Orson Welles için Kimdir maddeleri oluşturmalıyım.
2. Önümüzdeki bir haftalık süreçte Jorge Luis Borges’in Öteki Soruşturmalar, Cahit Sıtkı Tarancı’nın Otuz Beş Yaş, Lermontov’un Zamanımızın Bir Kahramanı, Ayfer Tunç’un Aziz Bey Hadisesi ve Salâh Birsel’in Papağanname adlı kitaplarını okumalıyım. Bu kitaplar üzerine Okuma Günlüğü’ne ve Okuma Defteri’ne yazılar yazmalıyım. Bu süreçte Varlık Dergisi’nin Ocak 2017 tarihli 1312. sayısı da bana eşlik edecek. Varlık Dergisi için de Dergiler projeme ilk yazımı yazmalıyım.
3. Bir Ressam On Resim için Leonardo da Vinci’den on resim belirlemeliyim.
4. Edirne üzerine İzlek için bir yazı yazmalıyım.
5. Her günün sonunda şiir alıştırmaları yapmalıyım. Hayata daha fazla şiir penceresinden bakmalıyım. Şiiri eskiden olduğu gibi yazı serüvenimin başköşesine oturtmalıyım.

Tuna BAŞAR


4 Ocak 2017
Çarşamba

Son zamanlarda sinemaya çok az vakit ayırdığım için kendimi oldukça kötü hissediyorum. Sinemaya gitmediğim gibi evde de pek film izlemiyorum. Üniversite yıllarında çok iyi bir sinemaseverdim. Çok önemli bir film arşivi de oluşturmuştum. Sinemanın klasiklerinden modern başyapıtlara, Türk ve dünya sinemasının en seçkin örneklerinden yüzlerce filmi arşivime dâhil etmiştim. O dönemde bazen günde 2-3 film izleyerek bu arşivin büyük bir kısmını izlemiştim ama hâlâ izlenmeyi bekleyen çok film var o arşivin içinde. Bunun yanında o dönemdeki kadar yoğun olmasa da kitap alışverişlerimin arasına sıkıştırdığım DVD’ler de son birkaç yıl içinde epey birikti. Son dönemde ayda 1-2 film izlediğim için ne arşivimdeki filmleri bitirebildim ne de dijital ortamdaki sinema kanallarından ve internetteki video sitelerinden faydalanabildim. Ama yeni yılla birlikte sinemaya daha fazla vakit ayırmaya karar verdim. Yakın dönemde başlamayı planladığım Mutlakalar Atlası için seçtiğim mutlaka izlenmesi gereken filmlerle işe koyulmayı planlıyorum. Bana sinemayı sevdiren David Lynch, Quentin Tarantino, Kim Ki-duk, Lars von Trier, Federico Fellini, Andrei Tarkovsky, Nuri Bilge Ceylan gibi yönetmenlerin filmlerini yeniden izlemeyi planlıyorum ilk iş olarak. Bu yönetmenlerin sinema aşkımı yeniden alevlendireceğinden eminim.

4ocak’17gecesi

Tuna BAŞAR


6 Ocak 2017 – Cuma

Bugüne kadar sadece Venedik’te Ölüm adlı kitabını okudum Thomas Mann’in. 1929 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi olan yazarın Buddenbrooklar ve Büyülü Dağ adlı kitapları da birçok kişi tarafından tavsiye ediliyor ama her iki kitabın da hacmi benim gözümü korkuttuğu için Venedik’te Ölüm’den sonra bu kitapları okumaya cesaret edemedim. Venedik’te Ölüm adlı uzun öyküsünden de, açık söylemek gerekirse, umduğum tadı bulamamıştım. Üstelik kitabın çevirmeni Behçet Necatigil’di. Belki yeniden Venedik’te Ölüm’ü de okumam gerekir. Çünkü bazı kitapların okunma zamanı da kitabın içeriği kadar önemlidir. Doğru zamanda okunan önemli bir kitap okuru derinden etkileyecektir.


Thomas Mann’in Değişen Kafalar adlı romanıyla karşılaşınca bu düşünceler zihnimden akıp geçti. Thomas Mann okumak için iyi bir bahane olabilir bu durum diye düşünerek kitabı aldım. Kitabın arka kapağında yazanlar da beni kitaba çekti diyebilirim: “Mann eserinde, kelimenin tam anlamıyla mitolojik bir Hint fantezisi yaratmıştır. Doğu ve Batı, zihin ve beden, dostluk ve aşk, erotizm ve ruhsal uyum gibi motifler üzerine çok şey söyleyen Değişen Kafalar, mitolojik ve fantastik bir öykü.”
Özellikle Bir Hint Efsanesi altbaşlığını taşıması ve son zamanlarda mitolojiye yoğunlaşmış olmam nedeniyle bu romanın beni içine çekeceğini düşünerek okumaya başladım.

Tuna BAŞAR


3 Ocak 2017
Salı

Farklı türlerde önemli eserler ortaya koyan yazarları yakından takip etmeyi seviyorum. Sadece şair, romancı, öykücü gibi sıfatları tek başına taşımayıp tüm yazarlık sıfatlarına talip olan yazarların yazma prensiplerine karşı büyük bir hayranlık besliyorum. Bu tarz yazarların başında da Enis Batur geliyor benim için. Edebiyatın, öykü hariç, hemen hemen her türünde eserler vermiş ve bazı eserleri iki farklı türün özelliklerini bir arada taşıyan yenilikçi bir anlayışa sahip eserlerdir. Bu durum onu takip eden okurları için yepyeni bir bakış açısı yaratıyor ve bir yazar olarak onu kendi yazı serüvenini her geçen gün yenilemeyi başaran bir yazar konumuna getiriyor. Son günlerde okuduğum farklı kitapları nedeniyle Murathan Mungan da bu kategoriye giriyor. Öykü, deneme, şiir türlerinde çok önemli eserler yayınlamış önemli bir yazar. Hem şiirlerini, hem öykülerini hem de denemelerini okurken büyük keyif alıyorum. Ferit Edgü, Attilâ İlhan, Selim İleri, Tahsin Yücel gibi yazarları da bu kategoride sayabiliriz. Tabii burda benim için en önemli kriter birden fazla türde eser vermiş olmak değil, birden fazla türde önemli eserler vermiş olmak. Yoksa birçok yazar farklı türlerde de yazıyor. Tek bir tür üzerinde yoğunlaşan, ömrünü tek bir türe adayan ya da yazdıklarının önemli bir bölümü tek bir türe ait olan çok önemli yazarları da takip etmekten, yazdıklarını okumaktan da büyük keyif alıyorum. Yazı serüvenini tamamını şiirle şekillendirmiş Fazıl Hüsnü Dağlarca mesela, sadece roman yazan İhsan Oktay Anar ya da yazdıklarının büyük bir çoğunluğu öykü olan Sait Faik Abasıyanık gibi… Örnekleri her iki durum için de çoğaltmak mümkün. Bu iki durum, yani edebiyatın farklı türlerinden önemli eserler veren yazarlar ve yazdıklarının çoğu tek bir türe ait olan yazarlar ayrımı iyi yazar olmanın değerlendirme kriteri değil tabii ki. Sadece bir okur olarak ben farklı türlerde eserler veren yazarları takip etmeyi seviyorum ve bu tür yazarlarla karşılaşınca da heyecan duyuyorum. “Acaba bu sefer ne yazdı?” düşüncesi ağır basan yazarların daha bir heyecanla kitaplarının yayınlanmasını bekliyorum. Yoksa ömrü boyunca sadece bir eser verip çok önemli yazar olduğunu düşündüğüm yazarlar da var. İyi yazar olmanın kriteri ne çok eser vermiş olmaktır, ne de farklı türlerde yazmaktır. İyi yazar olmanın bana göre en önemli kriteri bugüne kadar söylenmemiş olanı okurların ruhuna hitap edecek şekilde söylemeyi başarabilmektir.

3ocak’17gecesi

Tuna BAŞAR


5 Ocak 2017 – Perşembe

Yapı Kredi Yayınları, Türk şiirinin önemli şairlerinin şiir kitaplarını bir bütün halinde şiirseverlere sunuyor. Nâzım Hikmet, Orhan Veli, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever, Ece Ayhan, Oktay Rifat gibi Türk şiiri için çok önemli şairlerin tüm şiir kitaplarını bir külliyat halinde yayınlamaya devam ediyor. Bununla birlikte son zamanlarda yeni bir anlayışla önemli şairlerin önemli şiir kitaplarını toplu basımlardan ayrı olarak basmaya da başladılar. Bu anlayışla Cemal Süreya’nın Üvercinka, Özdemir Asaf’ın Yalnızlık Paylaşılmaz, Orhan Veli-Oktay Rifat-Melih Cevdet Anday’ın Garip gibi kitaplarını yayınladılar. Şimdi elimde tuttuğum Turgut Uyar’ın Dünyanın En Güzel Arabistanı da bu seriden yayınlandı. YKY, Turgut Uyar’ın tüm şiirlerini Büyük Saat adıyla okur önüne çıkarıyor. Büyük Saat’ten ayrı olarak 57 yıl sonra basılan Dünyanın En Güzel Arabistanı, Turgut Uyar şiirinin önemli bir dönüm noktasında yer alıyor ve İkinci Yeni açısından da çok büyük öneme sahip bir kitap.


Şairlerin toplu ve seçme şiirlerini okumak bir şairi tanımak için çok önemli ama o şairin şiir anlayışını gözler önüne seren kitaplarını ayrı olarak okumak, şaire yaklaşım açısından çok daha büyük öneme sahip, diye düşünüyorum. Dünyanın En Güzel Arabistanı hem Turgut Uyar’ın şiir anlayışı üzerine yoğunlaşmama hem Büyük Saat’in belli sayfalarına dönüşler yapmama hem de İkinci Yeni’nin önemli şairleri olan Cemal Süreya, Edip Cansever, Ece Ayhan gibi şairlere yönelmeme sebep olacaktır. Aynı zamanda bir süredir okumak istediğim Asım Bezirci’nin İkinci Yeni Olayı adlı kitabını okumama da zemin hazırlayacaktır.

Tuna BAŞAR


projeler

2 Hafta

Birçok projemi hayata geçirmem konusunda bana olumlu katkıları olacağını düşündüğüm bir projeyi gündemime aldım bir süredir.  2 Hafta adını uygun gördüğüm bu proje adından da anlaşılacağı gibi iki haftalık periyotlar halinde ilerleyecek. Bu projede Mutlakalar Atlası için belirlediğim kitapları, filmleri, resimleri ve bestecileri konuk edeceğim. Bunun yanında da kendime bir araştırma konusu belirleyeceğim. Kitapları okudukça Okuma Günlüğü’nde, filmleri izledikçe Seyir Defteri’nde, resimleri inceledikçe Sanat Yazıları’nda, bestecileri dinledikçe Mırıldandıklarım’da ve her biri için aldığım notları da Not Defteri’nde yayınlayacağım. Araştırdığım konular üzerine de yine 2 Hafta başlığı altında notlar alacağım. Ve bu 2 haftalık periyotların sonunda da her biri için ayrı ayrı kitap, film, resim, müzik ve gündemime aldığım konu hakkında detaylı yazılar yazacağım. Bu projenin 2 hafta olarak belirlenmesindeki en önemli amaç da günlük okuma yazma ritmimi de bir yandan devam ettirebilmek. Ön planda 2 Hafta projem olsa da diğer projelerim ve okuma yazma ritmim de kendi rutininde ilerleyecek. Bu projenin bana daha düzenli bir plan yapma imkanı da sağlayacağını düşünüyorum.

Tuna BAŞAR 


2 Ocak 2017 – Pazartesi

Öykü deyince kadın yazarlar, kadın yazarlar içinden de en çok Tomris Uyar gelir aklıma. Öyküyü bana sevdiren yazarların en başında gelmektedir. Öykülerini her okuyuşumda bireyin içinde bulunduğu ruh halini, karakterlerin yalnızlığını derinden hissederim. Her öyküsünde bir okur olarak beni öykünün içine çeker. Öyküyü okutmaz, bir nevi yaşatmayı, hissettirmeyi başarır. Özellikle İpek ve Bakır, Yürekte Bukağı, Yaza Yolculuk gibi kitaplarıyla beni fazlasıyla etkilemeyi başarmıştır.
Tomris Uyar çok önemli bir öykücü olmasının yanında çevirileriyle ve günlükleriyle de edebiyata önemli katkılar yapmıştır. Turgut Uyar ve Cemal Süreya ile yaşadığı aşklar da edebiyat dünyamızda önemli bir konumda bulunmasına sebep olmuştur.


Şu an elimde tuttuğum Gecegezen Kızlar adlı kitabında da yine bireyin iç dünyasına ve yalnızlığına odaklanan öyküler yazarken bu defa farklı bir yöntemle eski masal kahramanlarını günümüz insanlarına dönüştürme yolunu seçmiş. Kendi ifadesiyle şöyle tanımlıyor kitaptaki öyküleri yazar: “Sırasıyla Haensel ile Gratel, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Kırmızı Şapkalı Kız ile Mavi Sakal, Fareli Köyün Kavalacısı, On İki Dansçı Prenses, Uyuyan Güzel, Kül Kedisi, Fesleğenci Kız, Sabırtaşı’nın Şehzadesi ile Çingenesi, Çizmeli Kedi, Pinokyo günümüzdeki kılıkları ve düşleriyle bir daha yaşıyorlar burada.”        
Bakalım masallardan süzülüp gelen masal kahramanları bize neler getirecek bu kitap sayesinde.

Tuna BAŞAR


Bugün bir yazar-ressam eşleştirmesiyle karşılaştım. Sosyal medya kullanıcılarından biri okuduğu yazarların hangi ressamları çağrıştırdığı üzerine bir seçki yayınlamıştı. Özellikle Marc Chagall-Gabriel Garcia Márquez eşleştirmesi beni bir kitaba yönlendirdi. YKY’nin ressamlar dizisinden çıkan Chagall adlı kitaba… Kitabı inceleyince Chagall’ın birçok resmi bende de Márquez çağrışımı yaptı. Özellikle köy yaşamı üzerinden üretilen imgeler ve büyülü gerçekçilik hissiyatı yaratan resim karakterleri beni Yüzyıllık Yalnızlık’a götürdü. Düğün töreni, keman, köy hayvanları gibi imgeler zihnimde Yüzyıllık Yalnızlık’ı yeniden canlandırdı. Kitabı yeniden okuma isteği ağır bastı.
Bugün bir yazar-ressam eşleştirmesiyle karşılaştım ve bu karşılaşma bana çok önemli bir romanı yeniden okuma isteği olarak geri döndü.

Tuna BAŞAR


1 Ocak 2017
Pazar

Yeni yılla birlikte kendime daha düzenli bir okuma ve yazma rotası belirlemeye karar verdim. İlk iş olarak okunacak kitapları belirlemekle başladım planıma. Önce kısa vadede okumayı planladığım kitapları belirledim. Murathan Mungan’ın Küre adlı kitabı ilk seçtiğim kitap oldu. Yeni yılda özellikle şiire ve Şiir Düşü’ne çok daha fazla zaman ayırmayı düşündüğüm için de seçtim aslında Küre’yi. Kitap, Poetika Yazıları altbaşlığını taşıyor ve benim için önemli bir şair olan Murathan Mungan’ın şiir üzerine düşüncelerini kitaplaştırdığı serinin ilki olarak okur karşısına çıkıyor. Üstelik kitap benim en sevdiğim renk olan mavi renge sahip ve yeni yılın ilk kitabının bu renk olması da beni mutlu etti. Önümüzdeki bir haftalık süreçte bu kitapla birlikte Tomris Uyar’ın Gecegezen Kızlar adlı öykülerini, Thomas Mann’in Değişen Kafalar adlı romanını, Turgut Uyar’ın Dünyanın En Güzel Arabistanı adlı şiir kitabını ve Enis Batur İçin Otuz Kuş Bakışı adlı kitabı da okumayı planlıyorum. Okuduğum her kitap için günü gününe Okuma Günlüğü’me notlar almaya da özen göstereceğim.
Murathan Mungan’ın Küre kitabını okumaya başladığım gibi kitap iki kitabı daha okunacaklar arasına getirdi. Madem Murathan Mungan’ın şiir üzerine düşüncelerini içeren bir kitabını okumaya başladım, şairin bir şiir kitabı da bu süreçte bana eşlik etsin, düşüncesiyle kütüphanemdeki Murathan Mungan kitaplarının bulunduğu rafa uzandığım anda karşıma çıkan ilk şiir kitabı olan Gelecek ve hemen onun yanında yer alan Aşkın Cep Defteri adlı kitap da okuma masama geldi. Ve böylece yeni yılın ilk kitap izleği de oluştu. Bakalım bu kitapları okudukça yanlarına başka hangi kitaplar eklenecek.

1ocak’17gecesi

Tuna BAŞAR


Bugün bir kitap okudum. Murathan Mungan’ın Poetika Yazıları Mavi Kitap altbaşlığıyla Metis Yayınevi etiketiyle okur karşısına çıkan Küre adlı kitabını… Kitabın hemen giriş denemesinde yazarın söylediği “Şiiri, şiirin ne olduğunu, nasıl yazıldığını öğrenmiş, ama kendi şiirini, imzasını görünür kılan kişisel dilini, söylemini kuramamış olabilir bir şair.” sözleri bir süre yankılandı zihnimde. Şiirin ne olduğunu bilmekle iyi şair olunamayacağının farkındaydım ama bu cümleyle karşılaşınca yüzüme daha da sert bir şekilde çarptı bu düşünce. Daha önce yazdığım Şiir Üzerine Kısa Bir Yazı başlıklı denememde iyi bir şair olabilmek için öncelikle şiirin ne olduğunu bilmek gerektiğini dile getirmiştim. Bu düşüncede hâlâ aynı noktada duruyorum ama bunun şairin kendine has bir söyleme kavuşmasına yetmeyeceğini dile getirmemiştim. İyi bir şair olmak için şiiri çok iyi bilmek gerekir ama şairin kendi sesini yaratabilmesi için sadece bu yeterli değildir. Yazdığım yazıdaki eksiklik yıllar sonra karşıma çıkınca iyi şair/kendi sesini yaratmış şair düşüncesi ekseninde bayağı bir kafa yordum. Yazdığım yazının başlığı da zaten içeriğin eksiklik taşıyabileceğini söyle nitelikteydi ama şiir üzerine çok daha detaylı yazılar yazmam gerektiğini de fark etmeme neden oldu Murathan Mungan’ın satırları.
Bugün bir kitap okudum ve şiir üzerine daha önce gündemime almadığım konular üzerinde düşünmeye başladım.

Tuna BAŞAR


planladıklarım

1. Tomris Uyar’ın Gecegezen Kızlar adlı öykü kitabı üzerine Okuma Defteri’ne, Murathan Mungan’ın Küre adlı kitabı üzerine de Kitap Eleştirileri’ne yazılar yazmalıyım.
2. YKY’nin Sanat dizisinden çıkan Chagall adlı kitap eşliğinde Marc Chagall resimleri üzerine yoğunlaşmalıyım. Bir Ressam On Resim seçkisi için Chagall’dan resimler seçmeliyim.
3. Türk ve dünya edebiyatındaki şiir akımları üzerine araştırma yapmalıyım. Her bir şiir akımı üzerine kısa yazılar yazıp Şiir Düşü’nde yayınlamalıyım.
4. Bir süredir aklımdan geçen ama bir türlü başlayamadığım Öykü Düşü adlı projeme başlamalıyım ve haftalık olarak öykü üzerine yazılar yazmalıyım.
5. Binbir Gece Masalları’ndan başlayarak La Fontaine, Andersen ve Grimm Masalları’nı okumalıyım ve bu masalların hangi sanat eserlerine referans olduğunu belirlemeliyim.

Tuna BAŞAR


25 Kasım 2016
Cuma

Yer değiştirme dönemlerinde en çok kütüphanemden ayrı kaldığım için üzüntü yaşıyorum. Ben her kitabımın elimin altında olmasını isteyen ve seven bir okurum. Bir kitabı, bir dergiyi okurken; bir filmi izlerken; bir müziği dinlerken veya bir resmi incelerken aklıma takılanları hemen ortadan kaldırmak için başka kitaplara, filmlere, resimlere hemen ulaşmak isterim. Aklıma takılan konu üzerinde kütüphanemde ne gibi kaynaklar varsa önce onları inceleyip, onların da başka yönlendirmeleri olursa başka okuma izleklerine ulaşmaktan çok keyif alırım. O yüzden bazı kitapları okumam aylarımı alabiliyor. Her okuduğumda aklıma takılanlar neticesinde açılan yan yollar beni dağınık bir okuma eylemine yöneltiyor. Bu da bazı kitapların sürekli elimin altında kalmasına sebep oluyor. Ama bundan da çok mutlu oluyorum. Tek sıkıntım şu an yaşadığım değişim dönemlerinde kütüphanemden uzakta olmak. Aklıma takılanları sadece internet ortamından araştırabiliyorum. Tabii tek tek kitaplara dokunmanın tadı olmayınca aradığım şeyleri bulsam da yeterince mutlu olamıyorum. Umarım yakında tam olarak kütüphaneme kavuşabileceğim.

yirmi5kasım’16gecesi edirne

Tuna BAŞAR


1 Ocak 2017 - Pazar

Şairlerin kendi şiir anlayışları ve başka şairler, şiirler üzerine yazdığı yazıları okumayı her zaman sevmişimdir. Tamamen kişisel bakış açısıyla çatılmış denemeler de poetik eleştiri metinleri de ilgimi fazlasıyla çekmeyi başarır. Şiire eleştirel bir gözle bakan, şiir akımları ve şiir düşünceleri eleğini kullanarak şairleri, şiirleri değerlendiren yazıları okumayı ise çok daha fazla önemserim. Her ne kadar bu tarz yazılara oldukça az rast gelmiş olsam da…  Ama önem verdiğim bir şairin özellikle şiir üzerine yazdığı bir metinle veya kitapla karşılaşınca kendimi şiire çok yakın hissederim. Murathan Mungan’ın Küre adlı kitabıyla karşılaşınca da aklımdan bu düşünceler birer birer geçmeye başladı. Özellikle kitabın “Mavi Kitap” olarak okur önüne çıkması, Poetika Yazıları altbaşlığını taşıyor olması kitaba daha bir yakınlık duymama sebep oldu.


Murathan Mungan, şair kimliğinin yanı sıra edebiyatın birçok türünde eserler veren önemli bir yazar. Şairin Romanı gibi önemli bir romanı yazarken zihninden geçen şiir üzerine düşüncelerden yola çıkarak bu kitabı oluşturmaya karar vermiş. Özellikle kendi şiir anlayışını ve şiire bakışını ön planda tutan metinlerden oluşan kitap yazarın ifadesiyle “fragmanlar” biçiminde ilerliyor ve okurlara poetika dizisinin ilk kitabı olarak serinin devamının geleceğini müjdeliyor.
Önemli bir şairin elinden çıkan şiir üzerine metinler bizi şiir üzerine düşünmeye itiyor.

Küre
Murathan Mungan
Deneme
116 syf
Metis Yayınları, 1. Basım: Ekim 2016

Tuna BAŞAR

…o resimde gereksiz imgeler çarpar mı sizin de gözünüze? O imgelerin sadece yer doldurmak için konulmuş olduğunu düşünür müsünüz siz de benim gibi? Eğer baktığınız resim iyi bir ressamın elinden çıkan bir resimse hiçbir ayrıntı gereksiz değildir. Tıpkı hayatınız gibi. Eğer iyi bir hayat yaşadıysanız hiçbir ayrıntısı gereksiz değildir ve bütünü oluştururken çok önemli bir yer kaplıyordur her yaşadığınız. Ama eğer kötü bir hayatsa yaşadığınız, işte o zaman resimde göze çarpan gereksiz imgeler hayatınızda da size çarpar.

Tuna BAŞAR



Bugün bir şiir okudum. Turgut Uyar’ın Dünyanın En Güzel Arabistanı adlı kitabında yer alan Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiirdir adlı şiiri… Şiiri okurken bir melodinin de bana eşlik edip şiiri şarkı sözü şeklinde okumama sebep olduğumu fark ettim. Çünkü bu şiiri Sezen Aksu Denge adıyla bestelemişti. Şiir kendi okunma ritminden çıkıp şarkının melodilerine dönmüştü ve bu şarkıyı bilen bir okur için şiiri okurken daha önce oluşmuş bir melodi kendini belli ediyordu. Turgut Uyar’ın bu şiirden hemen bir şiir önce kitaba koyduğu Tel Cambazının Kendi Başına Söylediği Şiirdir adlı şiirde oluşmayan, kendini belli etmeyen tını bu şiirde fazlasıyla kendini ortaya koyuyordu ve bunun da sebebi daha önce bestelenip kulaklarımıza hitap eder hale gelmiş olmasıydı. Özellikle bestelenen şiirlerde ben bunu çok fazla yaşıyorum. O şiiri besteleyip şarkıya dönüştüren kişilerin verdiği tınıyla şiiri okuyorum. İstesem de şairin diğer şiirlerinde yakaladığı ritmi devam ettiremiyorum. Ama bir yandan da şiir-müzik birlikteliği de ruhumu fazlasıyla okşamayı başarıyor. Şiirin ritmi müziğin melodisiyle birleşince muhteşem bir uyum oluşuyor çoğu zaman.
Bugün bir şiir okudum ve şiirin ritmiyle müziğin melodisi etrafında dönen düşünceler beni bambaşka dünyalara götürdü.

Tuna BAŞAR


24 Kasım 2016
Perşembe

Bir şehri daha geride bırakmak üzereyim. Son üç yılımı geçirdiğim ve kendimi gayet mutlu hissettiğim Edirne’den ayrılıyorum. Her ayrılık bende derin bir hüzün duygusu yaratıyor. Daha önce de dile getirmiştim; hayata bakışım her ne kadar büyük değişimlerin özlemiyle dolu olsa da bazı konularda daha stabil, sakin bir düzeni yeğlerim çoğu zaman. Bir şehre, bir çalışma alanına, bir ortama alıştıktan sonra onu kolay kolay değiştiremem. Çalışma odamın, masamın bile stabil bir düzeni vardır ve sürekli olarak aynı şekilde olmasını isterim. Küçük bir değişiklik bile çoğu zaman beni huzursuz etmeye yeter. Şimdi de bir şehri, bir hayatı geride bırakırken bu huzursuzluk çok daha yoğun bir şekilde beni etkiliyor.
Hayatımda çok büyük etkiye sahip şehirler var. Bunların en başında İzmir geliyor. Afyonkarahisar, Bitlis, İstanbul ve Edirne de diğerleri… Her bir şehrin hayatımda çok önemli değişimler yaşattığını biliyorum. Bu değişimler yaşandıktan sonra ise oluşan rutin hayat beni hep mutlu etti. Şimdi de bir değişim dönemindeyim. Bunun sonucunda da bir rutin oluşacak ve ben oluşan bu rutin hayattan da mutlu olmayı başaracağım. Ama yaşanan değişimin verdiği huzursuzluk şu an bütün ruh halimi etkilemiş durumda.
Aslında bu saydığım şehirlerin dışında hayatıma küçük de olsa etki eden başka şehirler de var. Tüm şehirlerin hayatım üzerindeki etkilerini kâğıda dökmeyi de çok istiyorum. İzmir’le başlayıp Edirne’yle devam edecek ve hayatıma temas eden tüm şehirleri kapsayacak “Hayatımın Şehir İzleği” başlıklı bir yazı yazsam belki şu an yaşadığım değişim huzursuzluğundan bir nebze olsun kurtulabilirim.

yirmi4kasım’16gecesi edirne

Tuna BAŞAR

Tuna BAŞAR

{facebook#https://www.facebook.com/tunabasar} {twitter#https://www.twitter.com/tunabasar35} {google-plus#https://plus.google.com/+TunaBasar} {pinterest#https://tr.pinterest.com/tunabasar35} {youtube#https://www.youtube.com/c/TunaBasar} {instagram#https://www.instagram.com/tunabasar35}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget